·22 syf.··Beğendi
···Okunma: 01 Mart 2022 08:42 Dostoyevski bir yakınını kaybetmiş ve acısını bastırmak için bu kitabı yazmış olsa gerek yoksa böyle absürt bir eser acıya tuz basmak gibi olur. Ben olsam öyle yapardım gerçi ben kim Dostoyevski kim öyle değil mi?
Yakın zamanda sevdiğim iki yakınımı kaybettim. Birinin cenazesine dahi gidemedim, uzaklardaydım. Evimde değildim, ancak birkaç hafta sonra gelebildim. İlk geldiğim yer mezarlık oldu. Daha önce de gitmiştim mezarlığa birçok isim görürdüm mezar taşlarında annem okuma derdi hafıza kaybına yol açar. Batıl inanç işte ama ne yaparsın ki mezara girdiğimde en çok da sevdiğim kişilerin adlarına saatlerce bakabileceğimi düşünmemiştim. Oysaki ilk bir yıl içerisinde mezar taşı yapılmıyormuş bir tahta dikiyorlarmış bu kadar.
Dikildim orada ayakucunda. Birkaç hafta boyunca evimden uzakta ölüme bu kadar üzülmüşken kendimi kaybetmiş yanlışlıkla kendime zarar bile verme durumuna gelmişken. Mezarın başında sadece düşündüm sadece düşündüm. Şu an ne olacak. Evet şu an bedeni toprağın altında evet zamanla toprakla karışacak böcekler olacak ya o haşareler orada beslenecekler, o beden onların besini olacak. Oturdum ve bunu düşündüm. O anda mucizelere inanmak istedim hem de ne kadar çok istedim bilemezsiniz. Tıpkı Dostoyevski'nin yazdığı gibi mucizelere... İnanmak istedim. Diğer ölüm kavramının gerçekleştiği an ise evimdeydim ama uzakta da olsam, evimde olsam, sevdiklerimle birlikte de olsam bu sondan kurtuluş yokmuş.
Dostoyevski bir mezarlıkta yatan ölü bedenleri konuşturmuş bu kısacık eserinde. Tıpkı hayat gibi kısacık. Ölü bedenler o ufacık mezara sığmışlar da koskocaman dünyaya sığamamışlar. Benim sevdiklerim gibi, sizin sevdikleriniz gibi...