“Nec Spe, Nec Metu”
“Umut etmeden ve korkmadan yaşa.”
Michalengelo Merisi, namı diğer Caravaggio, 29 Eylül 1571’de adını aldığı Milano’nun Caravaggio kasabasında dünyaya geldi. 1576 yılında, Caravaggio henüz beş yaşındayken başlayan veba salgınında aile büyükleri olan erkeklerin tamamını kaybetti.
İlk eğitimi konusunda kesin bilgi olmasa da 1584 yılında Fresk ustası Peterzano’nun yanında Rönesans sanatına ait teknikler konusunda geleneksel temel kazandığı düşünülüyor. Barok resim tekniklerini kısmen kullansa da, Rönesans dönemi resimlerinde görmeye alışık olduğumuz motif ve teknikleri ( havada uçuşan melekler, açık ve aydınlık tema, çıplak erkek figürleri ), Caravaggio’nun tablolarında göremeyiz. “Chiroscuro” tekniğinden faydalanan ressam, ışık ve gölgenin oluşturduğu keskin zıtlık aracılığıyla üç boyutlu nesnelere hacim kazandırmanın yanı sıra; ışığı, figüre ya da istenilen noktaya odaklayarak tiyatro sahnesi havası yaratmış, aydınlık ve karanlık alanlarda dramatik etkiyi artırmak amacıyla, ileride “Caravaggioculuk” olarak da anılacak olan “tenebrizm” tarzını geliştirmiştir.
Maniyerizm’e karşı bir tepki olarak doğan Realizm, belki de en yoğun ifadesini Caravaggio’nun resimlerinde bulmuştur. Kompozisyonlarındaki figürleri, Roma’nın arka sokaklarında belaya karıştığı arkadaşları, şehrin düşkünleri ve fahişelerden, kısaca halk arasından seçtiği modellere bakarak gerçekleştirmiştir. Bu tutumu dinsel ya da mitolojik nitelikteki resimlerinde bile sürdürmüş ve sanatıyla tartışma yaratmıştır. Sanatçı, “Aziz Matta’ya Çağrı,” yapıtında, dinsel bir konuyu yansıtmasına rağmen; konuyu ele alma biçimi ile gerçekçi ve devrimci bir tutum sergilemiştir.
Ateşli ve hırçın mizacı ile yaşdığı kayıpların yanı sıra, dönemin Katolik Kilisesindeki karışıklıklar ve Karlo Borromeo’nun Milano Başpsikoposluğu’na atanmasıyla birlikte, sanat ve sanatçı üzerindeki bağnaz baskısı, kuşkusuz ki Caravaggio’nun karanlık sanatına doğrudan müdahale eden ayrıntılardır. Hiçbir tekniğe bağlı kalmadan kendi özgün tarzını yaratan ressam, gerçekçilik akımında verdiği eserlerle sık sık tepki çekse de, kompozisyonlarındaki motifleri bire bir resmetmekten asla vazgeçmedi. Öyle ki, bugün birçok sanat tarihçisinin “En az bir heykel kadar gerçekçi,” yorumlamalarına sebep oldu.
Kötü huyları, kavgacı, agresif ve farklı cinsel eğilimleri olduğu bilinen ressamın, sanatı kadar özel hayatı da karanlıktır. Kısacık hayatına kavga, taciz, haneye tecavüz, ruhsatsız silah taşıma gibi suçlar sebebiyle sayısız polis raporu sığdırmış ressam, aldığı hapis cezalarını, hamisi Kardinal del Monte ve bağları güçlü olduğu bilinen Colonna ailesinin desteğiyle, kefaret bedeline dönüştürerek serbest kalmayı başarmıştır. Lakin 1606 yılında giriştiği kavgada, hasmını kılıç darbesiyle öldüren Caravaggio için artık hiçbir şey kolay olmayacaktır. Roma’dan kaçmak zorunda kalan ressam, sırasıyla Napoli, Malta, Sicilya, Porto Ercole’de sürgün hayatı yaşar. Napoli’de uğradığı saldırı sonucu ciddi şekilde yaralanan sanatçı, affa uğramasının ardından Roma’ya dönme kararı alsa da, dönüşünün akabinde 1610 yılının Temmuz ayında, henüz 38 yaşında, tam olarak bilinmeyen bir sebeple hayata gözlerini kapar.
Sanat, daima insan ruhunun en şiddetli olarak yaşadığı zamanlarda en canlı hale gelir, çünkü sanat ve ruh birbirlerine nüfuz eder ve karşılıklı gelişirler. Sanat yapıtı uzun bir olgunlaşma ürünüdür ve bize yeni bir mesaj getirmelidir. Kalıcı bir mesaj, bir yerden başlayıp başka bir yere köprü olmalıdır. Caravaggio’nun bunu başardığını görüyoruz. Yıllar önce, henüz kendisi hakkında pek de fikrim yokken; yakından görme şansı edindiğim birkaç eserine baktığımda, benliğinin özünü oluşturan karanlığı, vahşeti ve yalnızlık duygusunu yakından hissettiğimi hatırlıyorum. Kendinden sonraki nesillere, sanatı ve geliştirdiği teknikle ilham olmuş, bugün Avrupa’nın birçok yerinde Caravaggioculuk okullarının açılmasını sağlamış büyük ve devrimci sanatçıyı, bana da yaşattığı heyecan dolu deneyim sebebiyle, saygıyla selamlıyorum.
Kitaba gelecek olursak, sanat tarihçisi ve yazar Andrew Graham Dixon’ın, kronolojik sırayla ressamın hayatını ayrıntılarıyla anlattığı eser beş bölümden oluşuyor. Sanat kitaplarında görmeye alışık olduğumuz, internet araştırmaları ve belli kaynaklardan edinilen bilgilerle oluşan eserlerin aksine, yazarın derin araştırmaları ve arşiv kayıtlarından oluşuyor. Yazarla ilgili en etkilendiğim kısım, Caravaggio’nun Roma’da yaşadığı düşünülen bölgeye gitmiş ve sokaklarında dolaşarak, ressamın sanatına konun olan ayrıntıları incelemiş, hatta Malta’da kapatıldığı hücreyi gezerek, içerisinde bir süre kapalı kalıp, sanatçının yaşadığı hislerin benzerini deneyimlemiş olmasıdır. Kitap, gereksiz sanat terimleriyle boğulmadan, sade ve akıcı bir dille yazılmış ve bana göre kaynak mahiyetinde emek ürünü bir eser olmuş. Bora Kamçez’in başarılı ( yer yer kelime, harf, rakam hataları olsa da), çevirisiyle dilimize kazandırılmış eser, keyifli bir okuma deneyimi sunuyor.
Benim de tüm sanat severlere gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim kitabı, okuyacaklara keyifli ve öğretici bir deneyim sunacağı garantisi vererek, iyi okumalar dilerim.