İkinci kitap izabel, ilk kitaba göre daha sakin başlayıp daha olaylı bitti. Bu kitapta çok farklı bir Victor gördük. İlk kitapta az konuşan, duygularını pek belli etmeyen, mantıklı ve soğuk bir görüntü çizen Victor, ikinci kitapta Sarai'ye karşı duygularını göstermekten asla çekinmeyen, daha anlayışlı ve duygusal bir sevgi pıtırcığına dönüşüyor. Hatta bir kısımda Sarai onu terk etmesin diye ağlıyor bile. İlk kitaptaki halini seviyordum, bu kitaptaki halini de sevdim. Hepimiz insanız sonuçta, elbet Sarai hayatına girdikten sonra değişecekti adam. Güzel de oldu. Ha esrarengiz ve güçlü bir tetikçi imajı gözümde biraz bozuldu mu bozuldu ne yalan söyleyeyim...
Bu kitapta yazar isim değişikliğine gitmiş ve Sarai karakteri Izabel olmuş. Sevmedim. Zaten karakterlerin birden isimlerinin değişmesi sevdiğim bir durum değil, bir de yeni isim de çirkin olunca... Alışmak zor oldu benim için. Zaten kitap boyunca da Sarai deli deli etmişti kendini. Yer yer onun olduğu diyaloglarda cringe olduğumu da söylemem lazım. Victor'un bakış açısından okuduğum kısımları daha çok beğendim o yüzden. Bir de kendisi Meksika'daki bir uyuşturucu baronunun yanından değil de manastırdan gelmiş sanki. Dizinde ya da dizinin hemen üstünde biten bir elbise giydiği zaman hemen "o****u gibi giyindim, f****e gibi görünüyorum" tarzı yorumlarda bulunuyor. Bu kadar dramatik olmaya gerek yok be canım, bir sakin ol lütfen... O etek boyuyla dediğin gibi görünebilmen için bir yüzyıl geriye gitmemiz lazım...
Son olarak birinci kitapta kısa bir an gördüğümüz Fredrick karakterini bu kitapta daha yakından tanıyoruz. Bayıldım kendisine. Şeytan tüylü, albenili bir adam. Önümüzdeki kitaplarda daha da fazla şey okuruz umarım kendisiyle ilgili. Niklas içinse hala nötrüm. İleriki kitaplarda sevilen, hayran kitlesi oluşan bir karaktere dönüşüyor sanırım. Ama şu an için biraz pasif bir karakter...
7/10