·416 syf.····Okunma: 08 Ağustos 2022 15:14 Hiç mizah yok! Çok ciddiyim. Biraz ağır mı oldu? Durun durun eleştiri yapmıyorum tam tersi çok güzel bir şey yazmak üzereyim.
Romanın konusundan başlarsam ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Jessica ve June adlı ikiz kardeşlerin ailelerinin öldürülmesi üzerine Jack ve Jill olarak isimlerini değiştirerek yaş ortalaması büyük olan bir kasabaya yerleşmesini ve ikisinin eski ve yeni hayatının arasında sıkışmasını anlatıyor roman.
Kulağa sıkıcı geliyor ama değil çünkü karakterimizin çoğu normal işleri ve normal hayatları haliyle normal davranışları olan kişiler değil. Ağır psikolojik travmalar yaşamış bunun sonucunda normalin ötesine geçmiş kişiler. Romanda flashback içinde flashback var. Bir yandan Jill'in gözünden eski hayatı Jes'i görürken diğer yandan Jess'in aslında geçmişte başına gelen trajik olayı dinliyoruz.
Bu yüzden romanı ikiye bölmek gerek dedim çünkü romanda bence Jes ile Jill adında iki kadının hikâyesini okuduk. Ya da aynı kadının iki farklı hayatını...Ya da onun gibi bir şey işte!
Yani aslında roman ismi Jack & Jill değil çünkü Jack'i neredeyse hiç görmedik, Jess & Jill olmalıydı. Bende öyle değerlendirdim.
Jessica & Luke
Eğer söz konusu Jes ve Luke'sa benim puanım 10/10'du. Ya da 10 üzerinden 100. Ya da 1000. Uzun zamandır bana bu kadar geçen bir ikili okumamıştım. Muhteşemdi.
Luke o kadar muhteşem bir karakterdi ki. Nereden başlayacağımı bilmiyorum; psikoloju olarak ona yardım çabasından mı? Sahilde ona bakmamak için gözlerini kapatmasından mi? Sopa ile onu dürtmesinden mi? Bir anda sonda hikâyenin sapığı olmasından mı? Bilmiyorum. Hepsi muhteşemdi.
Jill & AJ
Ama Jill ve Aj benim için 10/8'di. Sevmedim değil bu ikiliyi aksine çok sevdim ama sanırım bende Jill gibi Jessica Day'i arkada bırakamadım. Bu yüzden içimde hep bir ihanet duygusu vardı.
"Her neyse, sorun şu ki... Jillian, Jessica'yı bırakmakta zorlanıyor; belki de Jessica, hayatına devam etmeye çalıştığı için Jillian'a kızgın. Henüz bilmiyorum. AJ bana neredeyse her gün benim yakışıklı prensim olmadığını hatırlatıyor. Bu da sorun değil, zaten camdan ayakkabılarım yok." (s.383)
Başta da dediğim gibi romanı ikiye bölüp Luke kısımlarını, böyle sıcacık bağrıma basıp başucu kitabım yapmak istiyorum. Çünkü AJ gerçekten bir şövalye değildi ama Luke Jones kesinlikle o adamdı.
"Ben senin beyaz atlı şövalyen değilim." AJ yumruklarını sıktı. Bunu sık sık yapıyordu.
Elbette o değildi. Onun şövalyesi baklava desenli çorap giyiyordu. "Ben de Sindirella değilim." (s.195)
Ortayı bulup 9 verdim ama bununda bu kadar güzel kurgulanmış bir romana haksızlık olduğunu düşünüyorum. +18 sahne çok fazlaydı. Bu kadarı biraz sıkıcı olmuştu. Bazı olaylar biraz üstü kapalı kaldı ama gizem olayı iyi kurgulanmıştı.
Kısaca ben sevdim... Siz sever misiniz bilemem basit romanlar okuyanlar için biraz zor bir roman ama okursanız bana yazın.
XOXO
(İNSTAGRAM HESABIM @ besrakose_