Bu yazı kitabı okumuş olanlar içindir.
Efendim kanımca fazla duygusal dürtülerle yazılmış bir kitaptır zira kitabın içinde bir Türk'ün 3-4 Çinlinin hakkından geldiği kısımlara çok rastlamışsınızdır veyahut Kürşad'ın kırk çerisinin 300 Çin çerisini öldürmesi gibi gerçekçilikten uzak şeyler. Ha tabii ki ortalama bir Türk çerisinin bir Çin çerisinden daha yetenekli olduğunu söyleyebiliriz. Çin toprakları verimli olması ve asırlar önce tarım devriminin Çin topraklarında yaşanması Çinlilerin yerleşik hayata geçmesine vesile olmuştur ve hayatlarını tarım yaparak kazanmaya başlamışlardır. Ancak Türklerin yaşadığı orta asya bozkırlarında tarım çok gelişememiş ve Türkler hayatta kalmak için yağma yapmaya dolayısıyla iyi askerlik yapmaya mecbur kalmıştır. "Her Türk asker doğar" tarzı sözlerin kökeninin veya yapılan muhtelif anketlerde çıkan sonuçların Türklerin vatanları için savaşma oranlarının diğer milletlere göre üstün çıkması Türklerin askeri kültüründen geldiğini söyleyebiliriz. (Romanın bir başka güzel yanıysa kitabın geçtiği çağda insanların faaliyetlerinin kökenleri hakkında beyin fırtınası yapmak) Bu tarihi çıkarımları yapınca kitap daha tatminkar oluyor ancak tüm bu etmenler Atsız'ın romantizm kullanarak düşüncelerimizi çelmeye uğraştığı gerçeğini değiştirmiyor. Kitabın girişindeki "romanın hikayesi" kısmındaki diyaloglarda da eserin insanların Türkçülüğe sempati duymaları gayesiyle yazıldığını görebiliyoruz. Okurken ben de çokça gaza geldim, duygulandım, gözlerim doldu ama insanın kendi ideolojisini belirlerken duygusal değil mantıki faktörlerden faydalanması her şeye rağmen daha doğru olacaktır. Bu yüzden atsızın yalnız romanlarını değil denemelerini de okumayı düşünüyorum. Tarih bilimine tek bir ideolojinin açısından bakmak düşünce alanınızı sınırlar, olaylara farklı perspektiflerden bakmanızı engeller ve hoşgörüsüzlük de sizin mutaassıp olmanıza yol açar. Tabii ben böyle yeriyormuşcasına yazdım ancak bu Bozkurtların Ölümünü beğenmediğim anlamına gelmez. Bahsettiğimiz adam şahane bir edebiyetçı sonuçta, boru değil.
Bozkurtların Diriliyor, okuma sürecinde kendimi yazara en yakın hissettiğim andır. Başkarakterlerimizden Kürşad'ın oğlu Urungu ve Börü Alp'in torunu (yamulmuyorsam öyleydi) Ersegün, Göktürklerin hasmı Dokuz Oğuzların başı Ay Hanıma gönül vermiştir. Bu karakterlerimiz bu andan itibaren kendi içlerinde çatışmaya başlarlar. Aslında bu mantıkîliğin ve romantizmin çatışmasıdır. Bu karakterlerin kurgusu ise Nihal Atsız'ın kendisini yansıtır. Ruh adam kitabını okursanız aynı çatışmanın konu edildiğini görebilirsiniz.
Bu çatışmayı Freud'un id, ego, süperego kuramıyla açıklamaya çalıştım. İd, hayvansal dürtüler ve ihtiraslardır. Süperego, bize öğretilen geleneksel değerlerdir bir nevi mantıkîlik kezâ insan büyüdüğü ortama göre şekillenir ve şahsa dayatılan gelenekler o şahsa göre mantık yoludur. Ego ise aradaki çatışma durumudur. Ersegün, Ay Hanıma gönül vermiştir ancak Ay Hanım onun babasını öldürmüştür. Bir çoğumuz aslında kendi içimizde atsızvâri bir çatışma yaşarız :) Bu çatısmada iki ihtimalden yalnız birinin galip gelmesi icap etmektedir.
Bozkurtlar Dirilirken Ay Hanım da yaşasaydı olur muydu? Mümkün değildir.
Sevgi mi üstündür öç mü?
Mantiki iseniz cevap öçdür, romantik iseniz cevabınız sevgidir.
Şu hususu da iyi belleyin ki romantizmin merhameti yoktur. Sizi kıtlıktan yıkıma, dirilişten intihara götürebilir.