Öfkeden gözü dönmüş kimselerin saldırısına uğranıldığı zaman, Descartes’ın
‘Tutkular Üzerine Risale’ adlı eserindeki «öfkeden kıpkırmızı kesilenlerden çok niye öfkeden bembeyaz kesilenlerden korkulmalıdır?» başlıklı bölümü
hatırlamak hoş olur.
Madde 200
Öfkeyle yüzleri kızaran kimseler sararan kimselerden niçin daha az korkutucudur?
Bu tutkunun dış alametleri kişisel mizaçların ve onu oluşturan veya onunla birleşen başka tutkuların çeşitliliğine göre farklı farklıdır. Böylece bazı insanların öfkelenince sarardığı ve titrediği, bazılarının da kızarıp ağladığı görülür. Genel yargıya göre sararanların öfkesi kızaranların öfkesinden daha korkutucudur. Bunun sebebi şöyle açıklanabilir: Ancak bakışlarla ve sözlerle öç almak istediğimiz veya öç alabildiğimizde heyecanlanmaya başladığımız andan itibaren bütün hararetimizi ve bütün kuvvetimizi kullanırız, bu da yüzümüzün kızarmasına neden olur. Bundan başka kimi kez de başka türlü intikam almak elimizde olmadığından kendimiz için duyduğumuz üzüntü ve acıma ağlamamıza sebep olur. Aksine kendilerini tutup daha büyük bir intikam almaya karar verenler onları öfkelendiren hareketin kendilerini buna mecbur ettiğini düşündükleri için kederlenirler, bazen de aldıkları kararın yol açabileceği fenalıklardan dolayı kaygılanırlar; bu da önce onların hemen sararmasına, soğumasına ve titremesine sebep olur, fakat sonra intikamlarını almaya koyulduklarında başta ne kadar soğuksalar o kadar ısınırlar; böylece üşümekle başlayan ateşin genellikle en kuvvetli olanı olduğu görülür.
René Descartes