Gönderi

5/10
·330 syf.··
2022 62. kitabı
Kitap akıcı, elbette bu durum güzel demek değil, buraya kadar tamam. İnsanların etten, kemikten varlığa verdiği varoluşsal manaların ve bu manalar yıkılınca uğradığı hayal kırıklıklarının sorgulanması, topluluğun anlamsız hareketlerinin eleştirisi güzel. Fakat benim için önemli olan başat şey inandırıcılık. Şimdi Ahmet Arslan veya Mehmet Arslan her neyse Rusya'da bir kıza aşık oluyor. Kızı bir kere görüyor ve sonra iş ciddiye biniyor. Bakın sayfalar boyunca kızı aramasını okuduğumuz adam var ama aynı adam ile o kızın aşkına dair iki sayfa yazı yazılmamış. Yani aradaki duygular nedir, Olga nasıl etkileniyor bilmiyoruz. Hadi Olga'nınki aşk değil parasal ilişki, peki Ludmilla bunu bilmiyor mu? Yani aradaki aşka dair bir duygu yaşayamadım. Böyle bakınca efsanevi aşk beklerken bizim Tatvan'da daha kaliteli versiyonlarına rastladığım varoş bir ilişki gördüm. Hayır bir de ODTÜ mezunusun, Sovyetler'in yıkılışına tanıklık edip bir çıkarım yapmaya gidiyorsun. Bir beyaz tene, iki güzel bacağa tav oluyorsun. Ulan sen ne aptal adamsın ya. Anlatıcının, sonraki dönemde yerleştiği köyde amacı insanlardan uzak kalmak. Evet küçük yerlerde insanlar size rahat vermez. Bağımsız olmanız zordur, dedikodu çoktur, haberler çabuk yayılır bu eleştiriler güzeldi. Ama var yaa! Öyle yerlerde tanımadığınız gazeteci kız evinizde kalacak, öldürülen Arzu resmedildiği gibi açık giyinecek, zaman zaman merkeze gidip başka adamlarla takılacak ve o bölge insanı ölenin arkasından "Ah! Vah!" Edecek. Şimdi o toplumun saçmalıklarına güzelce değinirken belki de bu coğrafyada en çok değinilmesi gereken "mahalle baskısı" ve "kadının adı olmayışı" konusunu fırsat ayağına gelmişken es geçersen bu olmaz. Son lafım da gazeteciye. Kitaba göre olay 2011 yılında geçiyor. Gazeteci 91 doğumlu. 20 yaşında bir gazeteci ha? E hadi stajyer desek, torpilli desek bir kılıf bulsak böyle tekinsiz bir yerde, birinci sayfa haberini almaya tek mi gitti? Onu da geçtim 199. Sayfada bu hanım kızımız iPad'den haberleri okuyor, aşk adı altında işlenen cinayetleri görünce baş karaktere diyor ki: “Haklıymışsın vallahi; aşk haberleriyle, cinayet ve intihar at başı gidiyor sanki. Herkes de aşkı iyi bir şey sanır; daha önce hiç böyle düşünmemiştim.” Ablam sen nerede yaşıyorsun ya? Gazeteci olmanı geçtim uzaydan gelmediysen bu haberleri bilmemen imkansız. Belki gazeteciliğin geldiği nokta eleştirilmiş ama bu kadar da kör göze parmak batırılmaz. Diğer seçenek ise böyle bir eleştiri amacının güdülmemiş olması. O zaman da Zülfü Livaneli'nin alakalı alakasız bilgileri metin aralarına serpiştirerek ''ben bilirimcilik'' yapma saikiyle hareket ettiğini anlıyorum. Koskoca paragrafı yazıp ''Buraya kadar okudunuz ama sizin bilmediğiniz neler var bende', al kültürlen sayın okurum!'' tablosu ortaya çıkarmış ki hoş durmamış. Şimdi diyecekler ki madem bunca eleştirin var neden 5 puan verdin? İlk paragrafta bahsettiğim, yazarın yapmış olduğu doğru tespitler, bu topraklarda pek rastlamadığım kurguya sahip olma vs. önemliydi. Cinayet de oldu bittiye gelmiş gibiydi ama o kısım bence makul idi. Çünkü kitabın başında polisiye romanlar için: "Bunlar insan duygularını anlamaya değil, cinayeti çözmeye odaklanmış, tek boyutlu, sadece merak uyandıran kitaplardı; doğal olarak ilgimi çekmiyorlardı. Evde bulunanlar, insanın iç dünyasını ve yaşadığı koşulları anlatan kitaplardı," diyerek cinayete odaklanılmayacağını belli etmişti. Ben aksiyona, akıcılığa bakarım, satır araları beni çok bağlamaz diyenler için iyi okumalar
Edebiyat
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2019126,4bin okunma
·
2.004 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Merak ettiğim bir kitaptı. Fikir sahibi olmuş oldum paylaşımınız sayesinde. Teşekkürler
Kendime okuyorum
Gönderi Sahibi
Rica ediyorum 🌸 keyifli okumalar dilerim 💞
Gayet hoş 😁
Kendime okuyorum
Gönderi Sahibi
Okudum okudum. O ideolojik itelemelerden ben de nasibimi aldım :D