1930ların İstanbu'lunda sokaklarda büyümüş bir hayat kadınıdır Cevriye.Bir gün bir yabancıyla kesişir yolları.Kendisine ''siz'' diye hitap eden ve bedenini istemeyen bu yabancıya ölümüne sevdalanır.
Bir İstanbul romanı Fosforlu Cevriye.İstanbul semt ve sokaklarında gezinirken, o sokaklarda konuşulan azınlık dillerini, argo sözcük ve deyimleri hiç yadırgamadan okudum.
Bu romanı, Suat Dervişle tanışmama vesile olduğu için de sevdim.Suat Derviş varlıklı bir ailenin çocuğu ,özel hocalardan aldığı derslerle büyümüş, Fransızca ve Almanca öğrenmiş, Avrupa'ya muhabir olarak giden ilk kadın, basın sendikasının ilk başkanı...Hayatının bir dönemini Berlin'de geçiriyor.Görünürde, hayatı ,İstanbul sokak hayatı ile kesişmese de romandaki anlatımın gerçekliği, kuvveti beni hayrete düşürdü.
Suat Derviş'in yazın hayatına başlaması ise arkadaşı Nazım Hikmet sayesinde oluyor ve rivayet odur ki Nazım Hikmet;
''Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını
Bir kere eğemedim bu kadının başını
Kaç kere sürükledi gururumu ölüme,
Fırtınalar yaratan benim coşkun gönlüme.
Ya bu kadın delidir
Yahut ben çıldırmışım.'' dizelerini Suat Derviş için yazmıştır.
Bir de küçük ilave ''Ben filmini seyretmiştim.'' diyenler için, bunların isim benzerliği dışında romanla ortak yönleri fazla değil.