8/10
·488 syf.··
Beğendi
·
2022 66. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 27 Ağustos 2022 00:37
Jodi Picoult ile bundan yaklaşık 4 sene önce tanıştım. Okuduğum en özgün, en acımasız, en gerçekçi ve en ilginç yazardı. Ve tüm bunların bir arada oluşu o kadar garipti ki kitabını elimden bırakamaz olmuş, sonunda ne olacak merakıyla sayfaları su gibi içmiştim. Ta ki kitabın eksik basımını elimde tuttuğumu anlayana ve sonunu öğrenemeyeceğimi fark edene kadar. Bunun ne kadar büyük bir hayal kırıklığı olduğunu anlatamam belki ama kitabın tam halini bulmak için ne kadar çaba gösterdiğimi, baskısı olmadığı için hiçbir yerde satılmayan bu kitabı bulamadığım için belki bulurum ümidiyle kütüphaneye bile kayıt olduğumu ama hiçbir şekilde kitaba ulaşamadığımı anlatabilirim. Ve 4 yıl aradan sonra nihayet kitaba ulaşabildiğim ve tamamını okuyabildiğim için çok mutlu olduğumu da söyleyebilirim. O kitap, Kız Kardeşim İçin'in ta kendisi. “Bir kız kardeşiniz varsa ve o ölüyorsa, kardeşiniz olduğunu söylemekten vaz mı geçersiniz? Yoksa siz, denklemin diğer yarısı yok olsa bile, hep onun kardeşi misinizdir?” Kitabın konusu şöyle: 2 çocuğu olan Sara ile Brian'ın küçük kızları Kate'e, yaygın olmayan bir lösemi teşhisi konur. Kate'in hayatta kalabilmesi için acil olarak bir donöre ihtiyacı vardır ama ne anne ile babası ne de abisi Jesse onunla uyumludur. Yabancı birinden gelen donörü vücudunun kabul etme olasılığı düşük olduğu için de Kate'in doktoru, Sara'ya şu tavsiyede bulunur: Kate ile tamamen uyumlu olması için genleri laboratuvarda özel olarak seçilen bir bebek yapmaları. Kate'in yaşaması için her şeyi yapmaya hazır olan Sara bunu kabul eder ve Anna'yı doğurur. Fakat Anna, sadece ablasına donör olmakla kalmaz, yıllarca ablası her hastalandığında ve kanseri her tekrarladığında ona vücudundan bir şeyler vermeye devam eder. Ta ki Kate'te böbrek yetmezliği başlayana ve eğer nakil olmazsa kısa sürede öleceği ortaya çıkana kadar. Bu böbreği verebilecek tek kişi de Kate ile tam uyumlu olan Anna'dan başkası değildir. Fakat 13 yaşındaki Anna, ablasına böbreğini vermek istemediğine karar verir ve bir avukata gidip ailesinden tıbbi olarak azat edilmeyi, kendisinin sağlığı ile ilgili kararları artık ailesinin almamasını istediğini söyler ve hikâye tam da burada başlar. “Geleneksel olarak bir çocuğun kararlarını ebeveynleri alır, çünkü muhtemelen onun yararına olanı istiyorlardır. Ancak diğer bir çocuklarının yararına olan şeyler onların gözlerini kör ederse sistem çöker. Ve bir yerlerde, tüm enkazın altında, Anna gibi kayıplar yatar.” Jodi Picoult'a “empati kraliçesi” denmesinin bir sebebi var. Zira öyle bir yazar ki tüm karakterlerini -onlara hak verseniz de vermeseniz de- anlayabiliyorsunuz. Küçücük kızlarına yaygın olmayan bir lösemi teşhisi konduğu için ne yapacağını bilemeyen ve bu yüzden çok önemli kararlar alıp çok büyük hatalar yapan Sara ile Brian'ı da, kız kardeşi hasta olunca anne-babası tarafından görünmez olmaya başlayan ve görünür olmak için en olmayacak yollara sapıp gittikçe dibe batan Jesse'yi de, ablasına tam uyumlu olması ve ona her anlamda bağışçı olması için özel olarak yapılan ama 13 yaşına geldiğinde artık bunu yapmak istemediğine karar veren Anna'yı da o kadar iyi anlıyorsunuz ki bu öldürücü oluyor. Jodi Picoult'u bu kadar farklı kılan da şüphesiz bunu başarabilmesi. “Çocuğunu kaybeden ilk anne-baba biz değiliz. Ama bizim çocuğumuzu kaybeden ilk anne-babayız. Bütün farkı yaratan da bu.” Eksikler, eleştirilecek yönler, tartışılacak konular yok mu? Elbette var. Mesela Jesse'nin hikâyesinin bence tam anlatılamayışı, mesela Campbell'in hikâyesinin bu kitapla bütünleşip bütünleşememesi, mesela Jodi Picoult'un öteki kitaplarına nazaran bu kitabın fazlasıyla durağan oluşu. Ama karakterler o kadar gerçek, duyguları o kadar hissedilir ve hikâyeleri o kadar içine çeken cinsten ki bunlar bile çok göze batmıyor. “Kendime benzeyen yerler arıyorum: büyük, boş, neredeyse herkes tarafından unutulmuş...” Kitaba dair tek pişmanlığım var: Artık baskısını hiçbir yerde bulamayacağımı kabullendiğim bir noktada spoilerli yorumları okumam ve kitabın sonunu öğrenmem. Hiç spoiler yemeden bu kitabı okumayı o kadar çok isterdim ki. Zira yazar öyle vurucu, öyle şoke edici bir son yazmış ki ne olacağını biliyor olmama rağmen hazırlıksız yakalandım. Bir de bilmiyor olsaydım, kim bilir neler hissederdim. “Acıya sınırlama getiren bir yasa olmalı.” Toparlamam gerekirse Jodi Picoult ile ilk kez tanışmamı sağlayan ve yazardan okuduğum 6. kitap olan Kız Kardeşim İçin tam da tahmin ettiğim gibi beni çok etkiledi. Öyle zannediyorum ki aradan uzun yıllar da geçse bu kitaba dair bazı ayrıntıları ve bana hissettirdiklerini hep hatırlayacağım.
Kız Kardeşim İçinJodi Picoult · April Yayıncılık · 20191,875 okunma
·
1 +1'leme
·
439 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Yazdıklarınızdan çok etkilendim, güzel bir kitapmiş