Kitabı ilk başta sıkıcı bulmuştum. Hatta abartılan bir şeyi okuyorum sanırım şuan diyip birkaç gün okumaya ara vermiştim. Daha sonra başladığım kitabı bitirmeden başka kitaplara geçmeyi sevmediğim için okuyup bitirme düşüncesiyle tekrar elime aldım. İyi ki de almışım. Hıçkıra hıçkıra ağlama isteğine sebep olan bir kitaptı benim için.
Karmaşıklığın son hali basitliktir derler. Gerçekten de bu kadar karmaşık duyguları bu kadar basit bir dille ifade etmesi yazarın farkındalıklı olarak bunları deneyimlediğini gösteriyor.
Çocukların dünyası her zaman beni duygulandırmıştır. Hele de sevgi ve şefkat arayışında olan çocukların dünyası.. Küçücük ama yüreği büyük Zezé... Ne kadar da güzel bir kalbin var senin öyle. Etrafımızda kaç tane Zezé var acaba? Kitabı okurken yine öfkelenerek daha önce düşündüğüm şeylerin ne kadar da isabetli olduğunu farkettim. Herkes anne baba olmamalı. Keşke psikolojik ve ahlaki olarak anne baba olamayacak insanlara Allah biyolojik olarak da bu imkanı vermese...
Bir çocuğa gösterilen küçücük şefkat ve sevginin onun dünyasında nasıl güzel değişimlere yol açtığını gördükçe insanın öğretmen olası geliyor. Öğretmen olup o küçük yavrucakları şefkatle kucaklamak...
Zezé'nin dünyasına hayal gücüne baktığımızda animizm düşüncesini görüyoruz. Lisede animizm akımını araştırdığımda çok hoşuma gitmişti. Her maddenin her şeyin canlı olduğuna ve ruhu olduğuna inanmaktan gelen bir düşünce felsefesi. Küçüklüğümde ben de öyleydim. Yerde oynadığım taşlardan tutun da çamurdan yaptığım tencelereler, figurler bile canlıydı benim için. Hatta dalından koparılmış meyveler bile. Sevdiğim meyveler sevmediğim insanların midesine inmesin diye önlerindeki tabaklardan onları hızlıca kaçırırdım.
Bir oyuncak atım vardı. Üstüne biner onunla sanki şehir şehir gezer gibi hayaller kurar ve ona canlıymış muamelesi yapıp en beğendiğim yemekleri yedirmeye çalışır yada neye üzüldüysem bir tek ona anlatma ihtiyacı hissederdim. Sonra bir gün erkek kuzenimle atım yüzünden yaptığımız büyük kavga sonucu annem dayanamayıp atımı gözümün önünde kırıp yakmıştı. O zaman gözümde annem katil ve kuzenim de baş düşmanım oluvermişti. Onu hiçbir oyunuma almayacak ve artık bana yakın hissetmemesi için olanca soğukluğumu ona uygulayacaktım. Bunu burda itiraf etmek zor olsa da çok uzun süre annemi katil olarak kuzenimi de düşmanım gibi görmeyi sürdürmüştüm ve bunu unutmam çok zor olmuştu.
O yüzden çocuktur , unutur deyip geçmemek lazım. Çocuk hafızası lanetli gibi hiçbir ayrıntıyı unutmuyor. Unutsa bile, bir yerlerde onun acısını saklıyor ve o acı asla geçmiyor.
Zezé'ye babasının dayağı gibi. Babasını öldürmüştü içinde. Artık baba olarak görmüyordu onu. Çünkü onu mutlu etmek isterken birden kendini dayak yiyorken hem de acımasız bir şekilde dayak yiyorken bulmuştu. Ah Zezé... Sana kaldırılan eller taş olsun.
Çocuklarda müstehcen algısı oturmamıştır. O yüzden ağızlarından çıkan ya da yaptıkları şey için onları dövmek ve onlara sövmek yerine güzelce izahı yapılmalıdır. Diğer türlü neden dövüldüklerini yada sövüldüklerini anlamadan yetişen çocuklar ilerde de nedensizce insanlara sözlü ve fiziksel şiddet uygulayabilir.
Zezé onca şeye rağmen yine de şanslı bir çocuk. Çünkü onu şefkatle seven biriyle karşılaştı. Portuga dede... Ne kadar da güzel bir bağ kurmuşlardı. Demek ki yaramaz çocuk yokmuş sevgi deposu boş çocuk varmış. Onunla vakit geçirdikçe ne kadar da ehlileşti bizim ufaklık. Kafamda soru işareti oluşturan bir şey var ama. Portuga dede gerçekten kaza mı geçirdi yoksa intihar mı etti... Bunu pek anlayamadım. Ama onunla birlikte Zezé'nin çocuk kalbi de öldü. Artık o bir yetişkin.
Uzun lafın kısası Zezé gibi hassas kalpli çocuklar aileleri tarafından anlaşılmadıkları sürece çocuklar için aile bağı oluşamaz. Hassas kalpli bu çocuklar bu ince ruhlu hallerini göstermemek için farklı yollara başvururlar. Ne diyordu kitapta;
'Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.'
İçimizdeki çocuğu öldürmeye çalışanlara inat çocuk kalabilmek ümidiyle...