·724 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Eylül 2022 18:30 Edebiyat dersindeydim. Lise üçteyim o zamanlar. Sene 2016. Tutunamayanlar, dedi birisi. Çok güzel kitap dedi, okuyun dedi. Kitabın köşesine not ettim ismi, arkamı döndüm. “Sahiden güzel mi?” dedim okuyun diyen kıza. “Çoooook,” derken bile gözleri dolmuştu. En kısa sürede alıp okudum. İtiraf edeyim, anlamakta güçlük çektim. O kadar övüldü, o kadar lafı edildi... Öyle ki alıntıları her yerde yazıldı. Ancak bende hiç öyle olmadı. Bitirmek için kendimi zorladığımı hatırlıyordum. Buna rağmen Selimciğim Işık o zaman bile çok dokundu bana.
Aradan yedi sene geçti. Yeniden aklıma geldi. Acaba, dedim. Yeniden okusam mı? Doğru bir karar mıydı emin değildim şahsen. Yaş büyüdükçe kitaplara bakış açımızda değişiyordu nihayetinde. Yeniden okuma kararı aldığımda ise kendi kendime söz verdim. Bu kitabı ikinci kez okudum ve bir daha asla elime almayacağım. Sebebi ise beni deliler gibi korkutması...
Başta Selim Işık... Gerek karakteri, gerek huyları, gerekse yazdıkları ile kendimi okuyor gibi oldum. Turgut Özbenʼin hislerinde kendimi gördüm. Süleyman Kargı Selim ile vakit geçirdiğinde oradaydım sanki. Selim Günseliʼnin dizine uzandığında onları izliyordum bir ara. Ben okumadım sadece. Yeri geldi hissettim, yeri geldi yaşadım. Özellikle Selimʼi kendime bu kadar benzetmem ve her okuyuşumda içime bir huzursuzluk yerleşmesi beni deliler gibi korkuttu. Oğuz Atayʼı söylemiyorum bile...
Birkaç kelime ile anlatılacak bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Ben sınıftaki o kız gibi okuyun demem. Uzunluğu sıkıyorsa okumayın, anlamayacaksanız okumayın, karakterleri kendinize benzetiyorsanız okumayın. Bir yerlerde sözlerini görüp merak ettiyseniz ve sadece merakınızı gidermek istiyorsanız okumayın. Ben hikâyenin içine girmek istiyorum, onları yaşamak istiyorum derseniz... OKUYUN!