Puan vermedi·258 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Eylül 2022 09:13 BEYAZ DİŞ
Beyaz diş kitabı yeni doğan bir yarı köpek(annesi), yarı kurt(babası) yavrusunun başından geçen olaylara değiniyor. Kitap yavrunun önce annesi ile geçirdiği zamanı sonrasında ise başka sahipleri tarafından geçirdiği zamanı, nasıl yaşadığını vs. anlatıyor.
Beyaz Diş kitabının başı sonlara nazaran çok sıkıcı geçse de ilerleyen süreçlerde daha da heyecanlı bir hal alan kitap, resmen sizi bırakmak istemiyor. Hani sorsanız sen kitapla ilgili ne aldın diye; küçük bir yavrunun zorluklara göğüs gererek ne denli güçlendiğini, acılara rağmen yaşama isteğinin asla kırılmadığını görmek beni bir hayli şaşırtmıştı. Her zaman tek başına kalışını anlamak ise sınırları zorlayan bir durum. Çünkü bir insan ne kadar kendi kedime yetiyorum dese bile asla zorluklara tek başına göğüs geremez. Diyeceksiniz ki bu hikâyede bahsedilen kişi bir insan değil bir kurt evet ama yazar burada bir kurt üzerinden bize mesaj vermek istiyor. İnsan aslında çektiği acılara gösterdiği direnç kadar kıymet ifade eder demek istiyor. Devamında kurdun mücadeleci ruhu beni hayli bir etkiledi. Her zorlukta ve şartta olayları kendi lehine çevirmeyi başarıyor. Kurt bunu da yavru iken ormanda geçirmiş olduğu vahşi ortamın tecrübelerinden faydalanarak yapıyor. Belki de bu diğer rakiplerini alt etmekte kendisine büyük bir fayda sağlıyor. Dış Görüşünü bir köpeği andırsa da içgüdüleri bir kurda ait olan beyaz diş, bir formda iki hayvanı oynamak zorunda kalıyor. Bir köpek gibi yaşaması ama öte yandan da bir kurt gibi düşünmesi… Duruma göre karakter geçişi yapan beyaz diş, bir köpek gibi yiyip içerken bir kurt gibi de çevik ve kurnaz olabiliyor. Bazen güneyde sıcak güneş vücudunu kavurup bunalttığında kuzeyin soğuk ve beyaz karlarını özlerken, bazen de sahibi onu sevsin diye fıtratına ters olsa da yanına sırnaşması gibi durumlar olabiliyor. En çok üzüldüğüm noktalar neydi deseniz; yavru kurdun annesinden ayrılması, ardından suya atlaması ona yetişmek istemesi beni bayağı bir üzmüştü. Beni en etkileyen sahne ne idi deseniz; Kitabın sonunda bütün kötüleri ve kötülükleri yenmiş olan Beyaz Diş’ in artık insanlar tarafından saygı ve sevgiyle ilgi görmesi olmuştur.
Kitabın vermek istediği mesajlardan bir taneside aslında şuydu; Beyaz diş ne zaman bir sahip değiştirse ondan bişeyler alıyor, tabiri caizse ona benziyordu. Bir Kızılderili olan Gri Kunduz ile yaşarken, hayatı sadece kamptaki köpeklerle dövüş ve kızak çekmek olarak biliyordu. Bir de Gri Kunduz’ un yarım yamalak sevgisi… Güzel Smith ( güzel dediğime bakmayın aslında çok çirkin ve karakter yoksunu bir insan; sırf dış görünüşü ile dalga geçmek için seçilmiş bir isim) ile yaşarken ise gözü dönmüş tam bir vahşi kurt olmuştu. Bırakın sevgiyi bütün insanlardan nefret eden bir Beyaz Diş çıkıyor karşımıza. Weedon Scot ile yaşaması ise onu bambaşka bir hayvan yapıyor. Ne Gri Kunduz’ un et ile beslemesi, ne Güzel Smith’ in nefretle beslemesi Beyaz Diş’ i, Beyaz Diş yapmadı. Ne zaman ki Weedon Scott ona sevgi ve ilgi gösterdi, o bir kurt değil de hem evini barkını koruyan bir köpek, hem düşmanlarını yerle bir eden ve nam salan bir kurt, hem de insanlarda pek az rastlanan sadakatli ve vefalı bir arkadaş oldu. Sevgi onu resmen evcilleştirdi. Sevgi ona arkadaş olmayı öğretti. Sevgi ona kurt içgüdülerini bastırmayı öğretti. Sevgi ona bağlılığı gerekirse onun için ölebilmeyi öğretti. Bence kitabın asıl vermek istediği mesaj sevgi idi. Sevgi ile büyütülen, eğitilenlerin (ister hayvan olsun ister insan olsun) hayatlarının nasıl değiştiğini nasıl da zararlı kimseler iken faydalı bireyler olduğunu bize gösteriyor. Küçük Prens kitabının da konusu bu değil miydi? Sen evcilleştirirsen, eğitirsen, seversen asıl o zaman senin olur. Eğer Beyaz Diş sevgi ile değil de, ilgi ile değil de etle sütle beslenseydi asla evcilleşemezdi, asla insanlara ait olamazdı. Kuzey de bir yerde kendi sürüsü içinde sıradan bir Kurt olurdu.
ALINTILAR
• Korku, yabandaki hiçbir hayvanın kaçamayacağı, vazgeçemeyeceği bir miras gibiydi.
• Tüm bu sonuçlara bir insan gibi düşünerek varmamıştı elbet. Olayları acı verenler ve acı vermeyenler olarak sınıflandırmıştı. Bu sınıflandırmada sonra ona acı veren olaylardan, yasaklardan ve kısıtlamalardan kaçınmış ve içinde bulunduğu hayattan keyif almaya çalışmıştı.
• Beyaz Diş’ e güç veren bütün bu niteliklere karşın üzerinden bir türlü atamadığı zayıf bir yanı vardı. Alay edilmeye dayanamıyordu. İnsanların ona gülmesinden nefret ediyordu.
• Oysa Beyaz Diş küçük bir yavruyken mağarada çıkardığı ilk hırıltıdan bu yana öyle çok hırlamış, yıllarca boğazından öyle sesler koparmıştı ki artık gırtlağı nasır bağlamıştı. En tatlı duygularını dile getirmek için bile olsa hırıltısındaki sertliği bir türlü yumuşatamıyordu. Ne var ki Weedon Scott’ ın kulağı ve vicdanı, duymak için oldukça yeterliydi. İçindeki tüm vahşete karşın, Beyaz Diş’ in hırıltısındaki o tatlı mırıltıyı, o yeni havayı herkesten daha iyi işitebiliyordu.
• Gerçi efendisiyle şakalaşıp oynuyor, ona bu hakkı tanıyordu ama bu asla herkesin oyuncağı olmasını gerektirmezdi. Herkese sevgi dağıtıp, onlarla yuvarlanıp, onların oyuncağı olacak değildi. Tüm içtenliğiyle yalnızca efendisini seviyordu ve bu nedenle de sevgisinin değerini düşürmeye niyeti yoktu.
•Başına toplanan insanların alkışları ve sevinç çığlıkları karşısında o eski
İçe kapanık ve sıkılgan havasına kapılır gibi oldu ama köpek yavruları üstünde hoplayıp zıplarken, bu sıkılganlığı üzerinden attı ve hoş görülü, kısık gözlerle güneşin altında kestirmeye başladı.
SON