İdama mahkum edilmiş bir adamın giyotin altına girene kadar çektiği ruhsal işkencelerin anlatıldığı, sanki siz ölecekmişsiniz gibi okurken strese sokan mükemmel bir kitap.
Sadece önsözü bile ayrıca ele alınmalıdır diye düşünüyorum. V. Hugo dönemin en popüler cezası olan idamı sert bir şekilde reddediyor ve karşı çıkıyor. 1830ların en güzel sistem eleştirisi olduğunu düşünüyorum.
İdam cezasına mahkum edilen adamın işlediği suçtan hiç bahsetmiyor kitapta, yani hangi suç işlenirse işlensin cezasının bir insanın canı olmaması gerektiği çok güzel vurgulanıyor. Mahkeme kararı verdikten sonra 6 hafta süresi vardı mahkumun. Ruhsal işkencelerle geçen 6 hafta, kitaptan bir alıntıyla devam ediyorum.
“Korkulacak bir şey olmadığını, acı çekilmediğini, sakin bir ölüm olduğunu, ölümün böylece kolaylaştırıldığını söylüyorlar. Hey! Peki ya altı hafta bu can çekişmeye, gün boyunca süren bu iniltiye ne demeli? Çok yavaş ve çok hızlı geçen o telafisi imkansız son günün edişelerine ne demeli? Giyotin sehpasına çıkan o ıstırap merdivenine ne demeli? Onlara göre bunlar acı çekmek anlamına gelmiyor. Bunlar kanın damla damla tükendiği, zihnin düşünceden düşünceye sönüp gittiği aynı çırpınışlar değil mi? Üstelik acı çekilmediğinden eminler mi? Bunu onlara kim söyledi? Kesik bir başın sepetten kanlar içinde çıkıp halka; Acı hissedilmiyor! Dediğini duyan oldu mu? Yanlarına gelip: Güzel bir icat. Ona özen gösterin. Çok iyi bir düzenek diye teşekkür eden ölüler oldu mu?…”
Dostoyevski tarafından bu eser bir başyapıt olarak tanımlanmış ve Uysal Kız öyküsünü yazarken de bu kitaptan etkilenmiştir. Ben de gerçekten çok sevdim bu kitabı. Özetle sistemin eleştirildiği ve mantıklı argümanlarla savunulduğu bir eser. Okumanızı tavsiye ederim. Kitapla kalın