Kitabın özellikle Selahattin Beyin ölümünden sonra anlatılan o son kısmı beni kendisine çekti. Başlarda hikaye çok salık geldi acaba nereye gidecek sonu der oldum içimden. Sonlara doğru yazar daha net mesajlar vererek ve konuyu bağlayarak bunu ortadan kaldırmış. Ayrıca;
Sabahattin Ali bu romanında güçlünün güçsüzü ezmesini, haksızlığa baş kaldırışı ve çaresizliği fakirlikle harmanlayarak çok güzel anlatmış.
İçeriğe gelince...
Başlarda Selahattin Beyin karısı hakkında düşündüğü boşluk hissini gerçekten çok iyi özetlemiş yazar. Karısıyla hiçbir ortak yanı olmadan evlenişini, sonrasında giderek ondan uzaklaşmasını ve nedenlerini, kendisine göre sosyokültürel anlamda ne kadar aşağıda oluşunu ve bunların neticesinde kendisine alkole vermesini, karısını küçümsemesini kısacası evlilik konusundaki pişmanlığını muazzam özetlemiş.
Yusuf'un Muazzez'e karşı vurdumduymaz oluşu ve düşüncesizliği beni delirtti adeta. Resmen Muazzez'i ben kıskandım, kıza acıdım... Şahinde'yi ne kadar sevmesemde Yusuf hakkında dedikleri doğruydu. Romanın sonunun iyi bitmesini çok istedim ama yazar diğer romanlarında olduğu gibi yine drama boğmuş, şaşırtmadı beni :)
Muazzez'in çaresizliği, mecbur bırakılışı, Yusuf'u manasız bekleyişi içime oturdu okurken..
Çıkarımlarıma gelirsek;
Arkadaşlar Şakir ve Hacı Ethem gibileri bu hayatta her daim varlar ve romanda da anlatıldığı üzere hayatta bir şekilde kazanıyorlar. Keza bunların arasına Kaymakam İzzet'i de ekliyorum. İyiler her zaman kazanır diye bizlere hep bu yönde öğüt verdiler büyüklerimiz fakat hiçbir zaman kötüyle mücadele etmeyi öğretmediler ve ne yazık ki kötüler haklı çıktı ve kazanır oldu hayatta. Elbette kötü olmayalım dünyaya barış ve güzellik saçalım fakat kötülerle mücadele etmesini de bilmemiz daha doğru olacaktır. Yoksa iyiler kazanır lafı sadece masallarda kalacaktır...
Çok sevdiğim bir sanatçı/oyuncu olan Ali Sürmeli'nin bir röportajında dediği gibi: "İYİLİK İYİDİR."
Mutlu okumalar dilerim herkese :)