O Yılanı Biz Öldürelim
10/10
·102 syf.··
2022 33. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 08 Eylül 2022 21:42
Bir okur olarak ana dilimde böyle bir derinliğe sahip bir romanı okumamış olsaydım büyük pişmanlık duyacaktım. Hani hep deriz ya Türk edebiyatı iyi değil diye işte bunu söyleyenlere cevap niteliğinde bir roman Yılanı Öldürseler. Büyük usta Yaşar Kemal’den. Yılanı Öldürseler'de kadının (annenin) öldürülecek olmasının ataerkil düzenin devamlılığını korumak gücü kaybetmemek adına yapıldığı açık. Peki bu durumu ana tanrıça döneminden baba tanrı dönemine geçişteki argumanlara dayandırmak mümkün mü? Hangi gerekçelere dayanarak erkeğin egemenliği haklı hale getiriliyor? Bin yıllardır doğayla olan mücadelesinde başarıya ulaşmak için kültürü icat edip güçlenmeye çalışan ataerkil düzen, Orestia üçlemesi oyununda da ahlaka uymuyor diye annesini öldüren bir oğul yaratmıştı. Bkz. Yunan Mitolojisi 2500 yıl sonrasında bile, bir yandan arkaik döneme ait olduğu söylenen mitlerle savaşını sürdürmekte, bir yandan da ironik bir biçimde kendi egemenliğini kalıcı kılmak için bu mitlerin aracılığından yararlanmakta. Bunu fark etmek ise sadece eğitim ile olur. Özellikle kadının eğitimine neden önem verilmediğinin bir gerekçesi de bu olmalı. Yaşar Kemal öyle evrensel bir konuyu işliyor ki bakıyoruz Kırmızı Pazartesi’ye aynı toplum, aynı namus belası Marquez’e Nobel getiriyor ancak bizde durum öyle olmuyor. Yaşar Kemal de defalarca aday gösteriliyor. Nobel Ödülü'nün sahibini belirleme sürecinde neler mi olmuş? Gerçekten dedikodu çok büyük bir güç. Yazıyı aktarıyorum: Yaşar Kemal, pek çok kez Nobel’e aday gösterilmesine karşın bu ödül kendisine verilmedi. Yakın dostu Zülfü Livaneli, Nobel ödülünün küçük hesaplar ve kıskançlıklar dolayısıyla Yaşar Kemal’e verilmediğini, "Sevdalım Hayat" kitabının 231. sayfasında şöyle aktardı: "Bir seferinde Yaşar Kemal, Nobel Ödülü’ne çok yaklaşmıştı. En güçlü aday olarak adı geçiyordu ve sonradan öğrendiğimize göre ödülü kazanamaması için hiçbir neden yoktu. Tam o sırada bazı Türkler ve Türkiyeli Kürtler devreye girerek Yaşar Kemal aleyhine bir dedikodu çarkı çevirdiler. İsveç akademisine, Türk edebiyatını iyi bilmediklerini, aslında Yaşar Kemal’in Türkiye’de beşinci sınıf bir yazar olduğunu, sadece o çevrilmiş olduğu için ödülü ona vermenin haksızlık olacağını söylemişler. Bu arada bazı Kürtler de Yaşar Kemal’in Kürt olduğu halde Türkçe yazmasının Kürt kimliğini inkar etme anlamına geldiğini öne süren bir kampanya başlattılar. Onlara göre Yaşar Kemal, Kürt halkının masallarını alıp Türklere mal etmekle görevli bir devlet yazarıydı. Lars Gustafson adlı İsveçli romancı Avusturya’da tanıştığı Diana Canetti adlı Türkiyeli bir yazarın Türkiye’de Yaşar Kemal’den daha ünlü olduğunu yazınca dayanamadım ve yazının yayımlandığı Expressen gazetesine bir açıklama gönderdim... Bu tartışmalar, zaten kıl payı dengeler üstünde duran İsveç akademisini ürküttü, Yaşar Kemal’e verecekleri ödülü ertelemeyi uygun görüp Patrick White’a verdiler." Yılanı Öldürseler'de ayrıca başka bir şey dikkatimi çekti. Hortlaklık. Biraz araştırınca hortlayan kişilerin erkek olduğu bilgisine ulaştım. Kadın olarak hemcinslerimin hortlamasına müsaade edilmeyişine içerlemedim değil. :) Yılana öldürmeye gelirsek bu içimizdeki şeytanla yüzleşip kontrolü ele geçirmekle mümkün olabilir ama kaçımız o noktaya gelebiliyoruz. Bunları fark etmek dile getirmek aynı zamanda eleştirilmeye de açık olmak demek. Çatışmaya kaçımız baştan razıyız ki. Kırılmaktan o kadar korkuyoruz ki onarmak için çaba harcarım demek yerine kaçmayı seçiyoruz. Ben o yılanı öldürmenin nihai ölüme ulaşmadan önce büyüyüp gelişebilmek için şart olduğuna inanıyorum. Birey olma çabasını gösteriş, güç, zenginlik, özgürlük olarak algılıyoruz. Modern insan için birey olmak kendi yılanını öldürmek değil. Yaşar Kemal'in büyüklüğü de burada. Okura gösteriyor. Yoksa sadece olaylara baksak Müge Anlı tadında kalırdı kitap. Esme'nin güzelliği ile tüm erkekleri etkilediği bir gerçek (sanki bir tanrıça) ancak roman boyunca sesini pek duymuyoruz. Direnişini sessizce gerçekleştiriyor. Oysa Halil'in annesi sürekli yüksek tonda emir buyuruyor. Yaşlı ve çirkin kadın erkekler üzerinde cinsel bir etkiye sahip değil. Menapoza girmesi ile birlikte erkekler arasındaki saygınlığı artmış olmalı. Dişiliğini ve kirliliğini kaybeden kadın kendi küçük çevresinde yeni haklara sahip olmuşa benziyor. Kadın ancak eril olduğunda kendi olabiliyor. Esme zaten bir çocuk doğurmuş görevini yerine getirmiştir. Artık ona ihtiyaç da kalmamıştır. Dişiliği ile risk olmaktansa yok olması mantıklıdır. Mitolojideki Hera gibi.
Edebiyat
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028,1bin okunma
·
312 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.