8/10
·48 syf.··
Beğendi
·
2022 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Eylül 2022 22:01
“Makinenin insanlığın kurtarıcısı, insanı ücretli emekten kurtaracak olan tanrı, ona boş zaman ve özgürlük verecek olan tanrı olduğunu henüz anlayamıyorlar.” Ortaya ilk çıkışı “Çalışma Hakkının Reddi” başlığıyla yayımlanan yazılar olan bu manifesto, özellikle zamanına göre ortada olan bariz bir soruna akılcı bir çıkış yolu sunuyor. Bu kitap doğası itibariyle bir komünist manifesto, kapitalizme başkaldırıdır. Özellikle 1800’lerin sonunda işçilerin yaptığı 12 saat mesailere, tatil günlerinin bir bir kaybolmasına, düşük ücretlere mecbur bırakılmaya karşı, çalışmanın *neredeyse* tamamen reddi gibi marjinal, ama bir o kadar da *Bir büyük problemi göz ardı edersek* dahice bir çözüm sunuyor. İlk bakışta belki de mantıklı görünen bu önermede göz ardı edilen bir gerçek var. Tüm bu fikirler, insanların bir diğerine hırslanmadan elindekine razı olacağı sanrısı ile yazılmış. Ancak tarih bize gösterdi ki ve bugünkü yaşantımız bize gösteriyor ki, 5 saat çalışan milletler 3 saat çalışan milletleri ezmek için fırsat kolluyor. Hayatın pratiği, Komünist Manifesto’da da söylendiği gibi sadece sınıflar arası çatışmalarla geçmiyor. Tembellik hakkını kullanacak milletler bir jenerasyon sonra uyandığında başka bir milletin kontrolü altına girmekten korkarak daha fazla çalışıyor, rakibinin daha fazla çalıştığını gören milletler daha erken uyanıp daha fazla çalışıyor. Bugünkü teknolojimiz ile daha fazla emeğin değil daha iyi fikirlerin kazandığı bir dünyadayız, ancak pratikte söylediğim devam etmekte. Daha fazla emeğin yerini daha iyi ve daha pratik çocuklar yetiştirmek alırken, kimse “Bu kadar zeki çocuk bize yeter.” diyip köşesine çekilmiyor. Çünkü insanlar böyle yaratıklar değiller. Bu benim için bir eleştiri de değil. İnsanlar böyle yaratıklar olmadıkları için dünyanın kesin hakimi olabilmişlerdir. Bu kitabın yazıldığı dönemde, o dönemdeki kapitalistlerin “Daha refah bir insanoğlu için çalışın, çalışın, çalışın!” dediğini ve bu devasa üretim zincirinin insanları kurtaracağını söylediğini görüyoruz. Tüm bunları 150 sene sonra okuyup sonuçlarını görmek elbette çok kolay. Sıkı çalışma ile birlikte insanlar gerçekten de refaha kavuşmuş, kapitalist dünya, dünya vatandaşlarına uluslararası temel gelir belirlemeyi düşünmeye başlamış, çalışma saatleri azalmış, şartlar iyileşmiş, haftada 4 gün çalışma bile yavaş yavaş refah sahibi ülkelerde başlamıştır. Zaman içinde lüksler sıradanlaşmış, üretim bollaşmış ve fiyatlar ucuzlamıştır. Bugün geçmişe baktığımızda, kapitalistler haklıymış diyebiliyoruz. Ancak 1800’lerin sonunda yaşayan bir insan olsaydım, yazarın bu fikirlerine sahip olabilir, pekâlâ tüm bu “Çalışın, durmadan çalışın!” bağrışmalarını, ceplerini doldurmak isteyen ulema ve zengin takımının bitmeyen zenginlik gayesi olarak yorumlayabilirdim. “Oysa hedefimiz, oturup kendimizi dinleme hakkımız, acele etmeden yemek yeme hakkımız, çalışmadığımız vakitlerde vicdan azabı çekmeme hakkımız, TEMBELLİK HAKKIMIZ.” Yazarın kitapta bir burjuvazi eleştirisi var. Şöyle diyor: “Burjuvazi, din adamlarınca desteklenen soylulara karşı mücadele verdiği esnada özgürlük söylevlerini ve ateizmi kamçılıyorken, galip geldiğindeyse aksine bir ses ve harekete dönüştürdü bunları.” Yani burjuvazi gücü ele geçirmeden önce otoriteyi zayıflatacağını düşündüğü özgürlük ve dinsizlik söylemlerini desteklerken, gücü ele geçirdikten sonra bunların düşmanı oldu. Emrah Safa Gürkan bir programında şöyle diyordu: “Ben bir Türk’üm, yani sadece muhalefetteyken demokratım.” Bunun evrensel bir şey olduğunu tarih bize sürekli gösteriyor. Eğer yaşasaydı da Sovyetleri görebilseydi, aynı cümleleri mutlaka -eğer adaletliyse - Komünist Parti için de kuracaktı. Gerçekten de insanlar, güç zehirlenmesine, kişisel çıkar peşinde koşmaya ve “En iyisini ben bilirim.” narsizmine yatkın yaratıklardır. Yazar iş peşinde koşmanın bir delilik hali olduğunu düşünüyor: “Kapitalist uygarlığın hükmettiği ulusların işçi sınıflarında bir delilik baş göstermiş. Bu delilik iş aşkı, bireyin ve onun neslinin hayat haddini sonlayan, ölmekte olan çalışma güdüsü. Rahipler, ekonomistler, ahlakçılar böylesine bir zihin sapmasını engellemek yerine kutsallaştırmayı tercih ettiler.” Yunanlardan birçok örnek vererek, çalışmanın özgür bir insana yakışmadığını, asaletin sadece bedensel egzersizlerle ve düşünmeyle zaman geçiren insanlarda var olan bir özellik olduğunu söylüyor. “Yunanların da o şatafatlı günlerinden kalma bir fikirdir bu ve onlarda bir tek kölelerin çalışmasına göz yumulurdu: Özgür insan sade beden egzersizleri ve zeka oyunları bilendi. Antik çağ filozofları iş yapmayı hor gördükleri gibi bunu da öğretiyorlardı. Çünkü çalışmak özgür insanı önemsizleştiren bir şeydi; şairler, tanrıların sunduğu tembelliğe methiyeler düzüyorlardı.” “Atina'da yaşayan yurttaşlar, ataları olan vahşi savaşçılar gibi ilgilenmeleri gereken tek şey toplum savunması ve idaresi olan gerçek soylulardı. Bu yüzdendir ki zihnen ve bedenen sahip oldukları güçleri ile birlikte tüm zamanlarında özgür olmak ve cumhuriyetin çıkarları için, bedensel tüm işlerini kölelere yüklediler. Lacadaemon'da bile işler böyle ilerledi, kadınların asil duruşlarından sapmamaları için eğilip bükülmemeleri gerekiyordu. Asalet...” Makineleşmenin artmasıyla birlikte, makinelerin insanlardan daha verimli çalıştığını da gözlemleyerek, insanların yerini makinelerin alması gerektiğini ve böylece insanların çalışmak zorunda kalmayacaklarını belirtiyor: “Değirmen taşını döndüren kolu ayırın ey değirmenciler ve huzur içinde uyuyun! Bu horoz gündüzün geldiği konusunda boşuna uyarıyor sizi! Dao, kölelerinin işini perilere yükledi ve burada nasıl da şen şakrak tekerleğin üstünde zıplıyorlar. Şimdi sarsılan aks tekerlekleriyle yuvarlanırken, ağır ağır taşı da çeviriyor: Babalarımızın sürdüğü yaşamı yaşayalım ve aylaklık edelim tanrıçanın bahşettiğiyle neşeli.” “İyi bir işçi iş mili ile dakikada beş ilmek atar, bazı yuvarlak örgü aletleriyse aynı sürede otuz bin ilmek. O hâlde makinenin her bir dakikası işçinin yüz saatine denk düşer; ya da işin her bir dakikasının işçiye on gün dinlenme tanıması gerekir. Dokuma endüstrisi için tetkik edilen bu vaziyet, modern mekanikle yenilenen tüm endüstriler için aşağı yukarı geçerlidir. Peki böyle bir durum gördüğümüzü söyleyebilir miyiz? Makinenin mükemmele yaklaşması insanın çalışmasını da giderek arttıran bir hassasiyete sahip. Üstelik işçinin dinlenme süresini aynı oradan arttırması gerekirken.” Tüm bu düzeni ortadan kaldırmak için güvendiği kesim ise işçiler değil. İşçilere sitemli olduğu görülüyor: “İşçi sınıfı, kendisine hakim olan ahlaksızlığı yüreğinden söküp doğasını bozarsa, yalnızca kapitalist sömürünün hakları olan İnsan haklarına ve Çalışma hakkına sahip çıkmak için değil, diğer herkese günlük üç saat çalışmanın aşılmasını yasaklarsa sevinçle titreyen dünya, eskimiş dünya, onun içinde sıçrayan yeni bir evrenin olduğunu hissederdi. Ama nasıl kapitalist ahlakla yozlaşmış bir proletaryadan böyle bir çözüm beklenir?”
Tembellik HakkıPaul Lafargue · Kızıl Panda Yayınları · 013,3bin okunma
·
230 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.