Bu Dostoyevski dünyalı değil. Bu dünyada böyle bir zihin mümkün değil var olamaz...
Ne zaman bir kitabını okusam, hikayedeki baş karakter kadar kederleniyorum. Bütün bir hikayeyi ben yaşamışım gibi uzun süre bu haleti ruhiyeyi sıyırıp atamıyorum ruhumdan.
Bu adam bütün bu hikayeleri bizatihi yaşadı mı? Yoksa olağanüstü bir yaratma kudretine mi sahip, bilmiyorum. Ama “bu hissin transferi meselesi edebiyatsa, edebiyatın tanrısının Dostoyevski” olduğunu yakinen biliyorum.
En olağanüstü kısın ise bütün tüm bu yoğun anlatımın bir önermeden de mahrum olmaması. Özellikle son hikayede işlenen “minnet duygusu, farkındalık ile birleşirse ne olur?” önermesi, hakikaten bambaşka bir gerçeği imliyor. Bana mutasavvıfların seyri sülukunun sonundaki halini anımsattı. Ve “tasavvuf, minnet deryasında boğulma yoludur” sözünü sarf etmek zorunda bıraktı. Zira aynı farkında minnettarlık burada da var. Ve ben, aynı yoğun hisleri, hem orada hem de burada yaşıyorum.
Bu dünyaya bir Fyodor Dostoyevski daha gönderilir mi bilemiyorum ama ben dünyanın bir Dostoyevski’yi daha yaratamayacağını biliyorum...