Puan vermedi·80 syf.··
2022 32. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2022 00:58
Ailesinden yüklü miktarda miras kalan Baron Friedrich Von R. (kısaca Baron), ailesi gibi burjuva sınıfından olan, hayatı boyunca hiç çalışmasa dahi paraya ihtiyacı olmayacak biridir. Geçim derdi bulunmayan kahramanımızın başka dertleri vardır; yaşam tutkusunu, hırsını, heyecanını, arzularını kaybetmiştir. Kalbinin hızlı atmasına sebep olacak hiçbir olay yoktur. Öyle ki, sevdiği kadından gelen “ben artık başka birini seviyorum, hayatımı onunla sürdüreceğim, lütfen kendine zarar verecek bir şey yapma” mealindeki mektup dahi onu etkilemez. Bu mektup karşısında öfkelenmeyen, kıskançlık dahi hissetmeyen kahramanımız artık içinde bulunduğu ve onu giderek boğan hissizlik girdabından tam olarak emin olur. Tam burada bir virgül koymak istiyorum, çünkü kitabı okurken Baron’un içinde bulunduğu durum; yakın zamanda okuduğum Albert Camus’un “Yabancı” adlı romanındaki kahramanın ruh dünyasını bana hatırlattı. Her iki kitapta da kahramanlarımızın içinde bulundukları çevreye karşı bir duyarsızlaşma, hissizleşme halleri söz konusu. Olağanüstü Bir Gece’de kahramanımız Baron içinde bulunduğu hissizleşmenin ve topluma karşı yabancılaşmanın farkındadır ve bundan rahatsızdır. Bunu durumu aşmak için türlü şeyler yapar, bir suç (hırsızlık) işlediğinde bundan en azından içinde bulunduğu toplumsal sınıfın bunu onaylamaması sebebiyle ve dışlanma korkusuyla kendini sorgular, kendine bunu yakıştırmaz. Oysa “Yabancı” isimli eserde kahramanımızın içinde bulunduğu durumdan, suç (kasten adam öldürme) işlemekten rahatsızlığı yoktur, içinde bulunduğu durumu, toplum tarafından dışlanmayı, hissizleşmeyi kabullenmiştir. Kahramanımız Baron, tesadüf eseri ve hiçbir beklenti içinde olmadan gittiği at yarışlarında bir burjuvaya yakışmayacak hareketlerde bulunur. Hatta hırsızlık yaparak birinin kuponunu çalar ve çaldığı kupon büyük bir ikramiye kazanır. İlk başta bundan rahatsız gibi görünen kahramanımız, aslında bundan gerçekten pişman değildir. Kendisine öğretilmiş olan burjuva gibi davranma tabusunu ilk defa yıkmıştır, sınırlarının dışına çıkmış olmanın kendisinde uyandırdığı bir iç muhasebe kısa sürede aşılır, heyecanlanır, uzun süre sonra ilk defa yaşadığını hisseder ve asıl olayların vuku bulacağı bir caddeye gider ve geceyi, kendi deyimiyle -olağanüstü- o geceyi orada geçirir. Gece boyunca yaşananlardan sonra artık kendisi tamamen değişmiştir. Olağanüstü gece olarak nitelendirdiği gecede içinde bulunduğu hissizlik girdabını aşmış, aşka insanların his ve acılarına duyarlı hale gelmiştir. Daha önce belki isimlerini dahi bilmediği çevresindeki insanlarla bağ kurmaya başlamış, onların acılarına duyarlı hale gelmiş ve hayatın anlamını, heyecanını tekrar hissetmeye başlamıştır. Kendini bulmuş biri olarak yeryüzünde yitirecek hiçbir şeyi yoktur artık. Hem kendini, hem diğer insanları anlamıştır. İnsanı bir gecede değiştiren “olağanüstü” derecede büyük mucizeler gerçek hayatta var mıdır? Değişmek bir anda mı yoksa, bir süreç içinde mi gerçekleşir? Bir insanın olağanüstü de olsa “bir gece de” tümüyle değişmesi mümkün müdür? Mevlana bir beyitinde “Dünle beraber gitti, cancağızım, Ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lâzım." der. Uyuyup, uyanıp aynı günün, farklı takım elbise giymiş hâllerini yaşayanlar belki de tümüyle değişim için önce şöyle anadan üryan bir soyunmalıdırlar. Olumlu veya olumsuz olsun, değişim sancılıdır. Bu yüzden özelde bireyin, genelde ise toplumların değişmesi çok zordur, ancak uzun yıllar içerisinde olur. Olağanüstü bir gecede değişime ulaşmak mümkün müdür bilinmez ama, küçük sanılan olaylar, kıvılcımlar, tesadüfler bazen büyük değişimleri yaratması mümkündür. Belki de aslolan, -şayet mutsuzsa, yaşadığı hayattan memnun değilse, hissizleşme duygusundan kurtulamıyorsa-değişim duygusunu insanın kendi içinde sürekli diri tutmasıdır. Gerisi kitabın kapağındaki çok sevdiğim Van Gogh’un “Yıldızlı Gece” eserini resmedenken evrenin gizemini çözmek gibi olsa gerek. Gogh, ölümünden kısa bir süre önce kendi hayatının “olağanüstü gecesini” bir hastanede ruhsal çöküntünün en dibini yaşadığı bir anda yaşar ve “Yıldızlı Gece” tablosunu yaratır. Tablonun gizemi ve önemi, anlattıkları yıllar geçtikçe daha güzel anlaşılmaktadır. Olağanüstü geceler-mucizeler hep vardır, bazen onların özel olduğunu o anda, bazen ancak geriye bakınca anlarız. Bazen ise tıpkı Gogh gibi, insan yaşadığı gecenin olağanüstü olduğunu hiç bilemez. Ama ölümünden kısa bir süre önce yaşadığı bu olağanüstü gece, dünya döndükçe adının hatırlanmasına neden olacak kadar etki bıraktı ardında. Kanvas tablo şeklinde de olsa sahip olduğum ve her gördüğümde içimde farklı bir duygu uyandıran bu şaheserin Zweig’in öyküsünün kapağında olması ve öyküyle tablo arasındaki “kendini arama” temasının olağanüstü bir gece zamansalıyla işlenmesi, geceleri yıldızlara bakmaya doyamayan benim için çok büyük anlam taşıyor. Evrene her baktıkça, insanın kendi benliğimin küçüldüğünü farketmesi, hayattan daha çok tat almasına neden olduğunu artık biliyorum. Değişim dediğimiz şeyi, insanın kendi benliğinin, belleğinin içinden geçtiğine artık inanıyorum.
Edebiyat
Olağanüstü Bir GeceStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023171,7bin okunma
·
159 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.