Kitabı okuması ve anlaması zor olduğu kadar kitap hakkında inceleme yazmak da bir o kadar zor benim için. Ancak genel hatlarıyla kitabı şu şekilde anlatmak mümkün: kitap bizi (buradaki anlamı tüm insanlıktır, doğu, batı, afrika) İslam'ın çağrısına kulak vermeye teşvik ediyor. Kitap boyunca yapılan mantık muhakemesi ile her insanın gerçek manada bir dirilişten söz edebilmesi için İslam'a iman etmesi gerektiği gerçeğine geliyor. Kitap çeşitli bölümlere ve başlıklara ayrılmış. Tüm bu ayrımlar genel olarak doğru bir muhakeme yapmak için önce, şimdi ve sonra örnekleri üzerinde durabilmek için. Ben okurken 4 kalem tekniğini kullandım. Bu şekilde okuyor olmak kitaptan aldığım zevki ve bilgileri bir sonraki seviyeye çıkardığını söyleyebilirim. Bu kitap gibi yoğunluğu fazla olan kitapları 4 kalem tekniğiyle okumanızı tavsiye ederim. Benim de okuduğum ilk kitap oldu ve farkı bizzat kendim gözlemledim. Eğer İslam'ın çağrısına kulak vermek istiyorsanız, çağrıyı bir de bu kitaptan okumanızda fayda var.
Kitaptan Alıntılar ve Kitabın Kenarına Düştüğüm Notlar
-Müslüman, İslam'ı öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.
-Müslüman, İslam'ı öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.
-İnsan, beş yüz yıl önce İstanbul'da, bin yıl önce Bağdat'ta, bin üç yüz yıl önce Mekke'de, bin dokuz yüz yıl önce Kudüs'te, üç bin yıl önce Mısır'da, dört bin yıl önce Babil'de üstün insanın bulunduğunu bilir de, kendi gününde yaşayacağına inanamaz.
-Makinayla insanın ikiz kardeş olması gün meselesi.
İnsansa, kurtarıcı çağrıyı duymamakta direniyor.
-Bakalım insan, bu çağrıya yabancı ve ilgisiz kalacak mı?
Hemen bir dağa bitişik aydınlık bir kasabada çeşmelerin gün doğmadan insanı çağırışı gibi, baharda tarlaların çiftçiyi çağırışı gibi, şubat ayında sonsuz kar ovasının gece yarısında oyuna doymamış çocukları, arkadaşlarının dili ve sesiyle çağırışı gibi İslam, insanı çağırıyor.
-Ağını örmek örümceğin bir aksiyonuysa en üstün bir varlık olduğunu belirtecek bir anıtı içinde ve dışında yükseltmek de insanın aksiyonudur.
-Aksiyondaki eksiğimiz, henüz bu aksiyonun arka planı ve altyapısı olan, inanış, düşünüş ve duyuş dirilişimizi bütünleyememiş olmamızdan doğuyor.
-İki insan oluşuyor, tam müslüman veya tam inkarcı.
...
Cemiyette hızlı bir değişim ve dönüşüm vardır: ya tam kara, ya tam ak. Griye yer yok.
-İslam, düşünmeyi, insana sürekli olarak bir ödev bilmiştir.
-Düşüncede diriliş olmaksızın inançta diriliş gelişemez. İnanışta diriliş olmaksızın da duyuşta, duyarlıkta, yeni sanat ve edebiyatta diriliş başlayamaz. (Tüm bölüm boyunca, düşüncemize vurulan ketlerden bahsediyor. Gerek geleneksiz ve tarihsiz eğitim kurumlarımız, gerek bizi atalarımızdan bir kılıç gibi keserek ayıran uygulamalar... Düşüncesi özgür olmayan bir insanın kendisi nasıl özgür olabilir ki?)
-Kendi ülkesindeki komünist bir harekete karşı bütün bir barikat ağı ören Fransa, İngiltere ve Almanya, İslam ülkelerinde, etkisi ve kontrolü altında bulunan bütün kurumlar vasıtasıyla bu hareketi desteklemektedir. (Onların dayattığı modernite kaygısı değil. İslam ülkelerinin, İslam ile eski gücüne kavuşamamaları. Eğer bir batılı "senin iyiliğin için" bir fikir sunuyorsa, muhtemelen senin iyiliğin için değildir.)
-Özeleştiri: İslam Kültürünü kımıldatmayan ve çarmıha gerili bir durumda tutan bu batı romantizmi, bu ülkelerde, ilim, düşünce ve sanat sahalarında en ufak, batı tipinde de olsa, gerçek bir varlık gösterememiş, bir eser ve bir şahsiyet getirememiştir. Hür düşünce, milli kök ve gerçek aşkından mahrum üniversiteler, kısa zamanda bir siyaset mahfilleri halini almış, varoluş gayelerinden oldukça öteye düşmüşlerdir. Edebiyat alanında, çok istemelerine rağmen, nobel alabilecek ve bu armağanı için batılıları utandırmayacak asgari kalitede bir batı tipi sanatçı bile çıkaramamışlardır. (Türkiye'deki üniversitelerin dünü, bugünü ve muhtemel geleceği. Batıcılık oynuyoruz ama hiçbir alanda onlarla yarışabilecek bir şey ortaya koyamıyoruz.)
-Bu Batı tipi aydınlar, bugün yeni doğan İslam Düşünce ve İdealini mutlaka ikili çalışan ve üçüncü bir ihtimale yer vermeyen batılı bir kafa alışkanlığıyla bir nevi bir faşizm gibi görseler de, ortada bir gerçek vardır ki, İSLAM TEZİ DOĞMUŞTUR.
-Aydınla halk, bir batı serinde yapma olarak üretilmiş aydınla, her şeye rağmen tarihi köklerinden kopmamış halk karşı karşıya gelmiş bulunuyor. Bir kere daha ölümüne Batıyla İslam karşı karşıya gelmiş bulunuyor. Marufla Münker karşı karşıya gelmiş bulunuyor. Bir fikir halinde, kafa ve yürek alanlarında Mehdiyle Deccal karşı karşıya gelmiş bulunuyor. (Bizim aydınımız bile henüz ayamamış. Ya batının kölesi ya da batının karşısında olma sebebi, ipini koparmış olmasının verdiği rahatlık.)
-Kurtuluş için Kur'an'ın açtığı ve ışık tuttuğu her yolu denemek gerekir. Başarıyı bize bağışlamaksa ancak Allah'a aittir.
-İslam Medeniyeti, kelimenin tam anlamıyla, Yeni Çağlar Medeniyetidir.
...
Hedef aldığı gelecek henüz gelmektedir, geçip gitmiş değildir.
-İslam, Doğunun başı ve önderi olarak Batıyı da yola getirecek tek hakikatin sahibidir. Nasıl geçmişte Batı Medeniyetinin kendini bulmasında İslam Medeniyeti kaynaklarından faydalanması başlıca rolü oynamışsa, Doğunun da, bugün ve gelecekte, kendini bulması ve ortaya koymasında, birinci müracaat kaynağı İslam olacaktır. Ama belki bu sefer medeniyet stokundan çok İslam ruh, zeka ve ahlakına, cihat şuuruna, kısacası İslam ümanizmasına başvurmak gerekecektir.
-Dünya tarihinin bir eşini kaydetmediği bir medeniyet olan Endülüs Medeniyetinin katili bizzat Avrupa değil midir?
-İslamın Dirilişi deyimiyle şüphe yok ki, İslam halklarının dirilişini söylemek istiyoruz. Yoksa İslam prensiplerinin değil. Çünkü: İslam prensipleri hiçbir zaman ölmemiştir ve ölmez, her zaman için dipdiridir, ezeli ve ebedidir.
-İslam ülkeleri bütünleşir ve Dünya önüne bütün gücüyle çıkabilirse milletlerarası tarihi kan davaları son bulur.
-Avrupa'nın en büyük dramı şudur: Kendini hiçbir zaman sevdirememesi. Belki kendinden korkulmuş, çekinilmiş, hatta sahte yaltaklanmalar da görmüş, fakat hiçbir insanoğlunun sıcak bir yakınlık duygusunu elde edememiştir.
-Dışa dönüğün azabı, bir intihara doğru gelişirken, peşinden bütün bir dünyayı sürüklemek ister. Bir asil gibi bile intihara gitmedi; kimseye zarar vermeden bir kılıcın üzerine atlayarak kendini ortadan kaldırma yolunu seçmedi; kendi yanarken Neron gibi Roma'yı da beraber yaktı.
-Asya da, Afrika da, Avrupalıları yeni bir medeniyetin ve yeni bir sesin sahibi olmaktan çok, güçlü bir barbar gibi görmüştür uzun süre.
-Rönesanstan bu yana geçen beş yüz yıla, "Avrupa Dönemi" dense yeridir. Bu dönemde Asya, bir ölüm dalgınlığı içindedir. Afrikaysa yoktur.
...
Amerikaysa, uzun bir süre kendi sınırları içinde kalan, zengin bir dekorda fışkırmış ikinci bir Avrupadır.
Sezai Karakoçİslâmın Dirilişi