Gülbeşeker yahut Çalıkuşu'nun Toplumla İmtihanı
Puan vermedi·544 syf.··
Beğendi
·
2022 34. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2022 23:41
Çalıkuşu hakkında pek çok kere yazı yazıldı, roman tahlil edildi, karakterler incelendi. Fakat Çalıkuşu'nun herkeste farklı bir intiba bıraktığı da bir gerçek. Kimi Feride'nin kırgınlığını kendine yoldaş ediyor, kimi Anadolu'nun görünümünü, sefaleti görmek için Feride'yi takip ediyor, kimisi Kâmran'a acıyor yahut onu kınıyor. Oysa kitapta dikkati çeken çok büyük bir olgu da var: Toplum baskısı ve erkek egemen toplumun kadınlar üzerindeki etkisi. Bu etkiye geçmeden önce romandan kısaca bahsetmekte yarar var. Çalıkuşu, Reşat Nuri Güntekin tarafından 1922 yılında Vakit gazetesinde tefrika edilen ve sonra da kitaplaştırılan romandır. Roman, Feride'nin kaleminden yazılmış bir hatıra defteri olarak kurgulanmıştır. Roman beş kısımdan oluşur. İlk kısım Feride'nin on iki yaşındaki haliyle başlar. Beşinci kısım ise Feride'nin Kâmran'la kavuşmasıyla son bulur. Romanın ilk dört kısmı Feride'nin kaleminden yazılmış bir anı defteridir. Olaylar okuyucuya Feride'nin gözlerinden aktarılır. Beşinci kısımda Feride'nin defteri bitmiş ve yazmaya son vermiştir. Bu nedenle yazar anlatıcı devreye girerek Feride'yi bırakıp bakışını Kâmran'a çevirir. Feride'nin Kuşadası'ndan Tekirdağ'a gelişiyle iki odak birleşir. Bu kısa teknik özelliklerden sonra konumuza dönecek olursak; Feride'ye karşı toplumdaki eleştirilerin daha İstanbul'da, Maarif Vekaleti'nde başladığını söyleyebiliriz. Memurlar böyle genç bir kızın öğretmenlik yapmasını hele hele Anadolu'ya gitmesini garipser. Romanın bir yerinde Feride bu durumu dile getiriyor: "Aman Yarabbi, neler söyleniyordu! Benim gibi kadınlar, hocalıktan ziyade, sanata heves etmeliymişler. Beyefendinin buyurdukları gibi, istida ile şahadetname arasındaki farkı henüz anlamamış olduğuma göre hocalıkta muvaffak olacağım esasen şüpheliymiş. Fakat çalışırsam, mesela iyi bir terzi olur, hayatımı kazanırmışım (Çalıkuşu, s.163: 2018)." Feride İstanbul'dan ayrılıp Anadolu'ya geçtiğinde kendi hakkında pek çok yargıyla karşılaşır. Toplumun baskısı kendini iyiden iyiye hissettirir. Öğretmen olarak gittiği B'de, Zeyniler'de, Ç'de, İzmir'de, Karşıyaka'da, Kuşadası'nda süren baskı, Feride'nin öğretmenlik yapmasına mani olduğu gibi bir şehirde fazlaca durmasına da mani olur. Genç, bekar ve güzel bir kız olduğundan toplumdaki erkekler tarafından göz hapsine alınır, ona Gülbeşeker, İpekböceği gibi isimler takılıp kahvelerde hakkında çirkin konuşmalar döner. Kendinden yaşça büyük ya da mesleğiyle övünen adamlar onu kendilerine "almayı" büyük bir zafer addeder ve çeşitli oyunlara başvururlar. Feride: "Ah, bu erkekler! Hepsinde aynı gurur, aynı kendini beğeniş. Bizim de bir kalbimiz olduğunu, bizim de 'mutlaka' isteyecek bir şeyimiz olabileceğini, bir türlü akıllarına getirmek istemiyorlar (Çalıkuşu, s.375: 2018)" derken bu durumdan yakınır. Erkekler arasındaki mücadele öyle bir hal alır ki Feride'nin öğrencisinin başına taktığı kurdele bile bir aşk nişanı olarak kullanılır. Okul müdiresinin Feride'yi odasına çağırıp konuşma yaptığı esnada söylediği şu sözler bu durumu açığa vurur: "Bir gün, fakir talebelerimizden birinin saçlarını örmüşsünüz, ucuna bir kordela parçası takmışsınız. Bilmem kimden duymuşlar, çapkın bir mülazım, sokakta çocuğa para vererek kordelayı elinden almış. Şimdi, ara sıra yakasına takıyor: 'Bana artık paşalar paşası demelisiniz, değil mi Gülbeşeker'den nişan aldım!' diye arkadaşlarını eğlendiriyormuş (Çalıkuşu, s.378: 2018)." Feride'nin hayatı yıkımlarla doludur. Anne ve babasının kaybı, sevdiği adamın ihanetine uğraması, öğrencilerinden ayrılmak zorunda olması ve Munise'nin ölümü onu derinden sarsar. Şöyle yazar defterine: "Hangi ümide sarılsam elimde kalıyor, neyi seversem ölüyor. İşte üç sene evvel bir sonbahar akşamıyla beraber ölen genç kızlık rüyalarım, kendi küçüklerim, sonra Munise, onun arkasından belki kalbimin öksüzlüğünü avuturlar diye ümit ettiğim talebelerim. Yavrularını tehlikede gören bir ana kuş hırçınlığıyla üstlerine titrediğim bu şeyler, sonbahar yaprakları gibi birer birer sararıyor, dökülüyor. Daha yirmi üç yaşıma girmedim; yüzümden, vücudumdan çocukluğun izleri silinmedi; halbuki gönlüm, baştan başa bütün sevdiklerimin ölüleriyle dolu." Özellikle Munise'nin kaybıyla Feride büyük bir beyin humması geçirir. Yaşlı doktor Hayrullah Bey, ona kendi kızı gibi bakıp iyileşmesi için çabalamasa romanın sonu belki de daha kötü olacaktır. Ama toplum Hayrullah Bey'i de hedef tahtasına koymuştur. Onun Feride'nin aşığı olduğu, nikahsız aynı evde kaldıkları, birlikte dışarı hava almaya çıktıkları söylenerek Feride hakkında bir tahkikat başlatılır. Onun okul müdiresi olmasını yediremeyenlerin başlattığı bu dedikoduyu Hayrullah Bey utana sıkıla Feride'ye anlatır: "Hâsılı Feridecik, yaralı geyikleri av köpekleri nasıl sararsa, senin etrafını da öylece sardılar. En masum hareketin, aleyhine bir delil olarak tefsir edilmiş; mazbatalara tahkikat evrakına geçmiş. Ara sıra hasta talebelerini tedavi için beni mektebe davet etmen, küçüğümüz ölürken takatsız başını bir lahza omzuma dayaman, sonra sen hasta yatarken yatağının yanında geçirdiğim saatler birer cinayetmiş! Yüzsüzlüğü o derece ileri vardırmışız ki, bir memleketin örf ve âdeti, ırz ve iffetiyle alay etmişiz. Etrafımızdaki insanları hiçe saymışız. Herkese seni hasta diye ilan ederken tarlalarda, kol kola düvene binmişiz. Vazifenle meşgul olacağın yerde, bahçemde at koşturmuşsun, bunlar da kâfi gelmemiş şehir haricinde çiftliklere çekilmişiz (Çalıkuşu, s.468: 2018)." Tüm bunlardan Feride'yi kurtarmak için onu nikahına alır, kızı gibi sever ve öldüğünde tüm varlığının Feride'ye geçmesini sağlar. Hayrullah Bey, adı gibi hayırlı ve iyi bir adamdır. Feride'nin taşralarda gördüğü çiğ, kadını yalnız elde etmekle övünenler takımından değildir. O, bir baba figürü olarak Feride'ye kol kanat germiş ve öldükten sonra bile Feride ile Kâmran'ın bir araya gelmesine vesile olmuştur. Toplumun göz hapsine almasının, dedikodu çıkarmasının, erkeklerin çirkin tavırlarının, kadınların özgürlükten mahrum oluşlarının yanında romanda toplum tarafından dayatılan bazı başka baskıların olduğu da görülür. Kadınlar için çarşaf giymek birinci mecburiyettir. Daha sonra makyaj yapılmamalı, yüksek sesle konuşulmamalı hatta gülünmemelidir. Sokağa çıkarken erkeklerin "şerrinden" korunmak için ihtiyar birinin çarşafı giyilip peçesi takılmalıdır. Okullarda da toplumun genel kabul görmüş değerleri hüküm sürer. Öğrenciler sıralar yerine yer minderine oturup sesli sesli okuma yaparlar. Dayak ve ceza üzerinde yükselen eğitim hüküm sürer. Bunları değiştirmek bile tepki çeken davranışlardır ve toplumun yargılayıcı nazarı hemen devreye girer. Anlaşılacağı üzere Çalıkuşu romanında toplum dinamikleri çok etkilidir. Genç bir kadının bir başına ve bekar olarak öğretmenlik mesleğini icra etmesi, bu meslekte başarılı olup kendinden yaşça büyük öğretmenler yerine müdire olması hor görülmüş, Feride, erkeklerin elde etmeye çalıştığı, ardından konuşulan, tüm iyi niyetine rağmen dillere düşen bir kız olmuştur. Tüm bu yaşananlar romanın yazıldığı dönemin bir panoraması sayılabilir belki de. Ancak Feride ideallerinden vazgeçmemiş, bu durumu hiçbir zaman kabullenmemiş, onurunu, iffetini korumuş ve kimseye pabuç bırakmamıştır. Romanı pek çok yönden incelemenin mümkün olduğunu tekrar belirterek bu incelemeyi burada noktalayalım.
ÇalıkuşuReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 2019123,4bin okunma
·
229 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.