Öncelikle eski yazarların arada bir durup okuyucu ile konuşmalarını hep çok severim. Abartmadıkları sürece dile ayrı bir bağlantı katıyor sanki, tek taraflı iletişimden anlık bir çift taraflı iletişime kısa bir geçiş... Kitaba gelince; bazen bir kitabı size kattıkları için veya çok iyi bir dille yazıldığı için ya da konusu için değil de sadece hissettirdiği birtakım duygular için seversiniz. Ben böyle olunca acaba diyorum kitap gerçekten güzel miydi yoksa bana mı öyle geliyor? Bu da o kitaplardan biri. Beklediğimden daha güzel bir hava içindeydi. Kitabın sayfa sayısını da göz önünde bulundurursak salt bir aşktan ziyade olay örgüsü, içindeki bağlantılar ve savaşlar çok güzel işlenmişti. Şöyle uzun bir ara verip ikinci kez okumak istiyorum. Okurken aktı gitti. Düşmanla içten içe dost olmak, aşkın uğruna kırılgan yüreğinle savaşmak, cesur olmak, doğrularınla sevdiklerin arasında kalmak, ihanet... Kitap kısa ama uzundu. "Aşk şiiri yazmak için oturmuş, uyak bulma umuduyla kuş tüyü kalemimin arkasını kemirirken Şvabrin penceremi tıklattı. Kalemimi bıraktım, kılıcımı alarak dışarı çıktım. " Ben kitabı yine kitaptan alıntı yaptığım bu cümleye sığdırdım.