Gönderi

Puan vermedi·622 syf.··
Beğendi
·
2022 13. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 03 Ekim 2022 12:41
Köleliğin resmi olarak yasaklandığı dönemlerde Aristokrat bir ailenin tek çocuğu olan İlya İliç’in hayatının ele alındığı bu roman Rus ve Dünya edebiyatında büyük yer bulmuştur. Lenin kitap ile ilgili olarak ‘’Rusya üç devrim geçirdi, ama gene de Oblomovlar kaldı; çünkü Oblomovlar yalnız derebeyler, köylüler, aydınlar arasında değil, işçiler, komünistler arasında da vardır.’’ demiştir. Tolstoy ve diğer birçok Avrupa ve Rus edebiyatı yazarları da kitap ile ilgili birçok değerlendirme yapmışlardır. Gonçarov’un okuduğum ilk kitabıydı ve dilinin akıcılığı, karşılıklı diyaloglar, kitaptaki karakterlerin duygularının okura aktarılması çok başarılıydı. Çok fazla detaya yer verilmesinden dolayı Rus edebiyatı genellikle sıkıcı bulunsa da kitabın hiçbir sayfasında sıkılmadım diyebilirim. Hatta bazı kısımları tekrar tekrar okudum. Hasan Ali Yücel’in(önsözde bulabilirsiniz) bu kadar fazla detaya yer verilmesinin sıkıcılıktan ziyade eserin en değerli kısmı olduğu söylerken ne demek istediğini eseri okuyunca tam olarak anladım. Özellikle kişiler arası diyaloglar, mektuplaşmalar çok hoşuma gitti diyebilirim. Kitapta çok fazla farklı bakış açıları edindim ve kitap Oblomov ekseriyatında anlatılsa da sık sık kendimi diğer karakterlerinde yerine koydum ve onlar açısından da olaylara yaklaşabildim ki okura bunu yaptıran kesinlikle Gonçarov olmuştur. Günlük hayatta bir deyim haline gelen Oblomovluk kavramının çıkış noktası olan bu eser hem güzel bir hikaye hem de çok değerli fikirler barındırıyor. Gonçarov bu kitapta iki zıt yaşama sahip İlya İlyiç ve Ştoltz üzerinden hikayeleri anlatması olaylara farklı açılardan yaklaşmamız ve empati yapabilmemiz adına çok değerliydi. Yani kitap yalnızca Oblomov’u anlatsa belki yine çok keyifli olurdu ancak empati yapabilme ve okuru düşündürme açısından zayıf kalırdı. Oblomov, Rus ve Aristokrat bir aileden gelen varlıklı bir bireydir. Çocukluğunu birlikte geçirdiği en yakın arkadaşı olan Ştoltz ise Alman bir aileden gelir ve İlya İliç(oblomov) in aksine planlar yapan ve bu planlarını hayata geçiren, tuttuğunu koparan birisidir. Her zaman içine düştüğü Oblomovluktan arkadaşı İlya İliç’i kurtarmak istese ve çabalasa da arkadaşını kurtaramaz. İlya durumunun farkında olan fakat kendisini öyle kabul eden, değişmek isteyen ancak bunun mümkün olmadığına kendisini inandırmış bir karakterdir. Ştultz ile geçen bir konuşmasında İlya tabiatın Ştultza uçmak için kanat verdiğini fakat kendisine bu ayrıcalığın tanınmadığını iddia etmiştir fakat her iki karakterde bunun böyle olmadığını bilmektedir. İnsan istediği zaman kendini o kadar güzel kandırabiliyor ve gözünü gerçeğe kapatabiliyor ki dış bir faktör olmadan bazı şeylerin farkına varamıyoruz. Oblomov’un Ştoltz’u olmasına rağmen gözlerini o kadar kapatmış ve tembelliğe alışmıştır ki ne kadar gerçekler önünde olsa da inanmak ve harekete geçmek istememiştir. Oblomov’u harekete geçiren tek şey aşk olmuştur fakat zamanla normalleşen her şey gibi bir zaman sonra buda normalleşmiş ve İlya eski Oblomovluğuna geri dönmüştür. Bu geri dönüş onu Olga’dan ayırmış ve bir daha İlya’yı hayata bağlayacak bir şey olmamıştır. Oblomov’un tembellikten dolayı herşeyi kaybederken Ştultz çalışkanlığıyla aşka dahi ulaşmıştır. Bu satırları okurken Gonçarov gerçekten çalışan insanın manevi duygularını, maddi unsurlarla elde edilemeyecek olan aşk’ı dahi çalışmayan kişiye nazaran elde edebileceğini mi göstermek istemiştir bilmiyorum ama böyle bir düşüncede ancak bu kadar güzel bir şekilde okuyucuya aktarılabilirdi. Kitapta Olga ve Zahar’ın dünyasınada geniş yer ayırılmış ve onların çerçevesinden de olaylara karşı bir bakış açısı sunulmuştur. Kitapta bazen Olga, bazen Zahar, bazense Ştultz oldum. Her ne gelişirse gelişsin her birinin çerçevesinden dünyaya bakabildiğim için hiçbir olayda hiçbirine kızamadım. Yani bu karakterler arasında kimseyi suçlayabilmek mümkün olmadı, ne herşeyini tembelliği yüzünden kaybeden İlya’ya, ne sevdiği adamın en yakın arkadaşı ile evlenen Olga’ya ne de Ştultz’a… Kitabı okuyun ya da okumayın sizin taktiriniz fakat Oblomov’un Olga’ya mektubunu kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Mektubu okurken şunu farkettim; Oblomov sadece yatmıyor ve etrafında olan şeylerin farkında. O halde neden bu tembellik hali diyecek oldum ki o anda Oblomovluğun tembellik olmadığını kavradım. İlya İliç’e içinde bulunduğu durumu sorsak farkındalığı yüksek olmasına ve bulunduğu durumdan şikayetçi olmasına rağmen artık normalleşmiştir yaşadığı hayat. Bu durum kendisi tarafından görülmese de dış dünya bunun oldukça farkındadır. Tıpkı okuyucu gibi… Peki kendi hayatımıza dışarıdan bir gözle baksak? Biz ne kadar Oblomovluk hastasıyız? Bu soruyu sormamdaki en büyük etken yazarın farklı bakış açılarına okuyucuyu zorlaması olmuştur. Yani Gonçarov ustaca okuyucunun zihinini dahi yönlendirmiştir. Kendi hayatımızda normal gelen şeylerin ne kadarı normal? Örneğin günde saatlerce telefona bakmak, videolar seyretmek, boşa geçirilen zamanlar ne kadar Oblomovluk… İlya İliç’e üzülürken bunları sorgulamaya başladım ve asıl üzülmem gereken kişinin kendim olduğumu fark ettim. Kitabın birçok yerinde de kendimi Ştultuz’un yerine koydum, onun Oblomov’a karşı olan çaresizliğini hissettim. Kendimi kitapta daha fazla yer ayrılan Oblomov’dan ziyade Ştoltza daha yakın hissettim. Arkadaşı için yaptığı fedakarlıklar, uğraşlar ve en sonunda aşka yenik düşmesi ve İlya’nın sevdiği kadınla evlenmesi. Her ne kadar hiçbir şey yapmasa da varlığıyla evin birliğini güvence altına alan İlya’nın ölümünden sonra evin dağılması, Zahar’ın sokaklara düşmesi ona acımama sebep olsa da oda efensidi gibi ektiğini biçti belkide… Herşeye rağmen İlya’nın ölümüne en çok üzülen yine de Zahar olmuştur hem efendisini sevdiği için hem de kendi menfaatleri uğruna…
Edebiyat
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,8bin okunma
·
183 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.