1984 evreninde kısaca bahsetmek gerekirse hiç ama hiç özgür olmadığınız bir ortam diyebiliriz. Asla özgür değilsiniz. Hayatınızın hiçbir evresinde. Arkadaşlarınız yok. Aşık olmak yasak. Sadece partinin onay verdiği kişiyle üreme amaçlı evlenebilirsiniz. Tutku, şehvet gibi duygular yok. Ailenize bile (eğer varsa) güvenemiyorsunuz. Çünkü herkes sizin açığınızı arayıp sizi şikayet etme derdinde. Bu şeylerin hepsini geçiyorum. DÜŞÜNMENİZ YASAK. Düşündüğünüz şeylerin eyleme dönüşüp dönüşmemesi önemsiz. Hiçbir şekilde düşüncelere dalmamanız gerek. Rüyanızda da olsa partiye karşı olmamanız gerek. Eğer bu tür bir şey yaptığınız tele ekranlar tarafından duyulur veya görülürse cezalandırılıyorsunuz.
Spoilerlı kısımlar
Beni etkileyen kısımlardan birisi kesinlikle verilen cezalar oldu. Cezalandırılan kişinin ölmesinin değil de düşüncesinin değişmesinin önemli olması beni çok etkiledi. Çoğumuz sonuçta ölen birinin düşüncesinin ne önemi var ki diye düşünsek de Sevgi Bakanlığı pek öyle düşünmüyor. Siz ölecek dahi olsanız partiyi destekleyerek öleceksiniz. Partiye karşıt görüşlü olarak ölmeniz de imkansız. (Şanslıysanız ufak bir intihar etme şansınız var.)
Kitap üç kısımdan oluşuyor. Birinci kısımda olayları anlıyoruz biraz. Ikinci kısımda Julia etkenini görüyoruz. Üçüncü kısımda genelde Sevgi Bakanlığında çaresizlikle geçiyor. Ilk iki kısımda olaylara baya adapte olmuştum aslında. Winston'a baya yakınlaşmıştım. Ama üçüncü kısımda olaylar hiç tahmin ettiğim gibi gitmedi. Tahminime göre O'Brien, Julia ve Winston'a destek olacak daha sonra parti içindeki büyük ve gizli bir örgütlenme ile bir şekilde isyan edilecek sanmıştım. Daha farklı şeyler de olabilirdi tabi ki. Ama açıkçası Winston'un en sonunda bu sisteme itaat eden birisi olması seçeneklerimde asla yoktu. Son sayfasında Winston'un 2+2=5'i kabul edişine baya uzun süre bakakaldım galiba. Orwell'ın hitabıyla Avrupa'daki son insan olan Winston'u öyle hayal edememiştim.
O kadar işkencelerden sonra empati yaparak belki de eski düzene geri döneceğini elbette düşündüm. Ama zihnini kontrol edemeyeceklerinden emindim. Ne kadar dışarıya karşı "Büyük Bilader çok yaşa!" dese dahi içindeki Büyük Bilader nefretinin yok olmayacağını düşünmüştüm. Biraz hayal kırıklığına uğradım ama Winston'ı da anlamaya çalışmak istiyorum...