Hyperion Bir bilimkurgu- fantastik roman türünden beklentilerimi fazlasıyla karşıladı Hyperion. Ana karakterlerin ortak bir eksende fakat ayrı ayrı kendi hikayelerine yedirilmesiyle karşımıza çıkan inanç sistemleri, felsefe, sanat, bilim ve siyasete dair katmanlı metinler, yazarın tasarlamış olduğu evrenin ilgi çekici fantastik bir kurguyla harmanlandığı büyük bir edebi şölene dönüşmüştür. Tüm bu olgular -yapıtın 1989 yılında yazıldığı da düşünüldüğünde- yazarın bilim, felsefe, sanat ve inançlar hiyerarşisini temsil eden kültürel bilgi birikiminin ve donanımının günümüze hatta gelecek dünyasına dair öngörüsel parçalarıyla diyalektik bir zeminde kendisini bulmuştur. Yazar ayrıca söz konusu katmanlı evreninde üstün bir hayal gücüyle şekillenen imgelemlerin yansıması olarak hakimiyet, alanaştırma, ışılhat, ağaçgemisi, tohumgemi gibi kendisine özgü nesne ve kavramlarla bir dil terminolojisi ve literatürü oluşturmuş ki, her mekanı-atmosferi iliklerime kadar hissettiren uzunca tasvirler, Lovecraft vari gerilimi hat safhaya çıkaran labirentler, tekno-bilimsel sistem- mekanizmalar, bürokratik tutumlar ve tüm kurguyu ağır ağır ören içi dolu katmanlı metinlerle çevirisi pek de kolay olmayan bir iş ortaya çıkmıştır. Tüm bu koşullarda çevirideki ufak tefek sorunlu yerleri hoş görmek kaydıyla, Yaprak Onur’un bu zorlu işin üstesinden gelebildiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Umarım serinin devamı da aynı özen ve başarıyla yayımlanır. Ek olarak -çoğunlukla şair karakterini temsil eden- kompozisyonun aralarına sıkıştırılan ve abartıya kaçmayan küfürler, espriler ve ironiler yazarın mizah yönünün de ne kadar gelişmiş olduğunu romanında fazlasıyla gösterirken tebessümüme eşlik eden sesli gülmelerimi de itiraf etmeliyim. Kısacası Hyperion, kendi çoklu evrenine çatı oluşturan sarmallı kurgusuyla birlikte hafızalardan uzun süre silinmeyecek ana karakterlere ayrı ayrı özgün kişilikler kazandırılmasıyla, zaman zaman Keats, Bacon, Yeats ve Shakespeare gibi önemli kişiliklerden şiir-metin alıntılarıyla şekillenen düşünsel-düşsel zeminiyle ve kendi yazıldığı zamanın ötesine geçebilen açık-örtük öngörüleriyle naçizane yorumumdan çok daha fazlasını hak etmiş dört dörtlük bir bilimkurgu romanıdır. Bu doğrultuda ise zihinsel arşivimde Mülksüzler’in yanında şimdiden yerini aldı diyebilirim…