Stefan Zweig'in 1920 yılında kaleme aldığı eseri "Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu" (Meçhul Bir Kadının Mektubu), dış çerçevede biçimsel özellikleri ile oldukça duru bir anlatım diline sahip. İncecik bir kitabın içinde, az kelimeyle ve az cümleyle çok şey anlatma sanatının oldukça başarılı şekilde işlendiği nadide bir kitap. Bir dizi izlercesine sürükleyici ve bir çırpıda biten akıcılığa sahip.
İç çerçevede ise; çocukluğundan itibaren aşık olduğu adamı ölene dek sevmekten vazgeçmemiş, tüm benliğiyle gelmeyecek olanı beklemiş, aşkın obsesif ve hastalıklı yönünü buram buram yaşamış genç bir kadın ile onu gerçek anlamda tanımamış, bakmış ama aslında bir kez dahi görmemiş, kimseye ait olamayacak bir adamın buruk öyküsü.
Her sayfada göz yaşlarımı hayranlıkla tutamazken son satıra dek bir çok soruyu da zihnime kazıdı:
Bir insan bir insanı ne kadar ve ne zamana dek vazgeçmeden sevebilir?
Aşk bir hastalık hali midir yoksa sağlıklı duygular da bu kadar yoğun yaşanabilir mi?
Aşk elde edilemeyene mi aittir?
Kim bilir...
Özdemir Asaf'ın sorduğu "Siz hiç;
birikmiş bir özlemi, gelmeyecek bir gideni,
olmayacak bir nedeni beklediniz mi?" sorusuna alnının tüm açıklığıyla "evet!" diyebilecek genç bir kadının öyküsünü okumak isteyen herkese yürekten tavsiyemdir.
Keyifli okumalar.
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig