Puan vermedi·64 syf.····Okunma: 30 Ekim 2022 23:55 Evlenen neden şairdir? Şair, neden görücü usulü evliliğe maruz kalır? O zamanın töre adetlerinde neden büyük kız evlenmeden küçük kız evlenemez ve böyle bir durumun gerçekleşmesi utanç sayılır? Şair Evlenmesi, ne türden bir komedi sayılır? İçerisindeki dramın güldürüsü trajik değil midir?
Kafamda bu türden birkaç soru. Sebepleri acaba nedendir? Olayları biraz daha anlaşılabilir kılan, şahsımca önemli gördüğüm birkaç alıntı yapalım:
Ahmet Hamdi Tanpınar, Şair Evlenmesi için şu yorumda bulunmaktadır:
"Hemen hemen konusuz denecek kadar basit olan bu komedi ya da farce'ın iki büyük özelliği vardır. Bir taraftan, bize edebiyatımızın o zamana kadar semtine uğramamış yeni bir realizmin kapısını açar, öbür taraftan da bunu yapmak için halka gider, ortaoyunu ve meddah hikâyeleri gibi yerel sanatlardan yararlanır. Gerçekten, piyesin hayat karşısındaki mübalağalı durumu, çok açık konuşan mizahı, olayın gelişmesindeki çabukluk ve kişiden çok genel tip üzerinde duruşu, ilk Türk komedi yazarının, eserini yazarken bu geleneği göz önünde tuttuğunu gösterir. Hatta, isimlerde görülen rolle uyumlulukta bile biraz bu durum vardır; boş bir değirmen gibi konuşan, fakat hükümlerinde daima kesin olan cahil ve düzenbaz imam efendi Ebüllaklaka'dır, süprüntücü Atak Köse'dir, bekçi Batak Ese'dir, âşıkın adı Müştak'tır, evlilik çağındaki genç kız Kumru'dur, aklı başında becerikli dost Hikmet Efendi'dir, sağdıç hanım Ziba Dudu'dur. Bununla da kalmaz; bütün bu şahsiyetler özel şive ya da hiç olmazsa mesleki dil ile konuşurlar(s. viii).
Konunun aslını Şinasi'nin nereden ilham aldığı bilinmemektedir. Üstat muhterem Namık Kemal'in oğlu Ali Ekrem Beyefendi, babasından kalan anılar arasında o zamanlarda böyle bir hileye uğramış yayıncı bir arkadaşının varlığını belli belirsiz hatırlıyorlar. Fakat o hile mi Şinasi'ye oyunu ilham etmiş, oyun mu o hile düşüncesini uyandırmış, bu konu tamamıyla meçhul kalmıştır.
Dikkat çekicidir ki bu basit güldürüde bile Şinasi yenilikçi düşüncesini izlemiş; Batı'ya ve uygarlığa düşkün şairi mahalle halkı arasında hoşlanılmayan, fakat sonuçta galip gelmiş göstererek mahalle halkını ise tam tersine alay ederek ve küçümseyerek, yenilikçiliği hak ve güzellik örneği biçiminde tasvir etmiştir(s. 31).
Tiyatro 9 fıkradan/sahneden oluşur ve oyunun sonunda şair haklı çıkar. Kitapta Şinasi'ye dair bilmediğimiz birçok bilgi yer almakta, bu açıdan meraklılarına kitabı tavsiye ederim. Ebuzziya Tevfik'in yazısına göre Şinasi'den bir hafta sonra Âli Paşa vefat etmiş. İkisini şöyle kıyaslamış Ebuzziya Tevfik:
Âli Paşa, mesleği gereği insanlığı idrak hassasından ayrılmış hayvan hâlinde görmekten, Şinasi idrak hassaları uykuda olan milletin düşünce gücünü uyarmaktan zevk alıyordu. İşte bu iki adamın arasındaki fark(s.49).
Belki de bu yüzden "Şair Evlenmesi" idi oyun, kendince uyuyan milleti bir şairin uyandırmasıylaydı. Peki neden uyandıran şair değil de Hikmet Efendi idi? O da Tanzimat'ın diğer birkaç edibi gibi alafranga tipinin eleştirisini konu almıştı belki yahut edebiyata yeni bir soluk getirirken iki bilinmezi yan yana getirmek istememişti yahut atasözlerini, deyimlerini derlediği bir milletin tiyatrosunun da yerelliğini istemişti. Kim bilir?