Gönderi

"Bir ben vardır bende, benden içeri."
Puan vermedi·264 syf.··
2022 342. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Kasım 2022 17:48
Necip Fazıl Kısakürek'in içtimaî düşüncelerini beğenmesem de yazarlıkta mahir bir kalem olduğu konusunda ateşli bir iddiaya tutuşurum. İnce, zarif üslubu ile okuduğum kitaptan zevk aldıran edebî hicvi... Zaman 1925 yılı. Abdulhakîm Arvasî, mevzu bahîs. Necip Fazıl’ın hayatını değiştiren ise bir vapur gezisinde, yolculuk boyu sohbet ettiği bir adamdan duyduğu bir isimle başladı. Bu isim Abdülhakim Arvasi’ydi. Abdülhakim Arvasi, o dönemler Beyoğlu Camii’nde vaaz veren bir hocaydı. Bir gün Abidin Dino ile beraber Beyoğlu’ndaki dairelerinden otururken, Necip Fazıl’ın aklına o günün cuma olduğu geldi. Abidin Dino’yu da ikna ederek Beyoğlu Camii’ne gittiler. Orada Abdülhakim Arvasi’nin sohbetini dinlediler ve çıkışta da tanıştılar. Abdülhakim Arvasi, tahsilli bu iki sanatçı genci tekkesine davet etti. Bu görüşmeden sonra Necip Fazıl ve Abidin Dino, Abdülhakim Arvasi’nin tekkesine gittiler. Orada geçen sohbet Necip Fazıl’ı derinden etkiledi. Sanki yıllardır cevap bulmak için sabahladığı o çelişkilerinin sonu gelmiş gibiydi. O günden sonra Necip Fazıl, Abdülhakim Arvasi’nin devamlı yanına gitti ve sohbetler etti. Ondan aldığı tavsiyelerle beraber, içsel olan şiiri artık topluma dönük olmaya başladı. Necip Fazıl’ın bugün dahi Türkiye tarihinin hem düşünce hem siyasi atmosferine yön veren fikirsel değişimi böyle başladı. Manevî yolculuğun başladığı yer bu tanışma gibi görülse de ben Necip Fazıl'ın doğduğundan beri bu arayışa çıktığına inanıyorum. Eğer doğruyu aramasaydı bulamazdı. Tabuta girmeden ölmek, fenafillah makamına ulaşmak için önce maddeye ulaşmalıyız. Yazar buna şu şekilde bir örnek veriyor:  " Madde içinde perende üstüne perende atarken madde ötesi hayatın ruhumda daima ihtarcısına, gözü uyku tutmaz nöbetçisine rastlıyor ve arada bir bu nöbetçinin selamını alıp yine beni sürükleyen çarklara takılıyor. Ona, 'Hadi, beni nereye götüreceksen götür, kime teslim edeceksen et!' diyemiyordum. Otuz yaşına kadar da muhasebem budur. Bundan sonra da bu hükmü mürşidin eşiğine kadar zaman ölçüsüne nispetle çok hızlı çizgilerle gideceğim için bu toplu hükmü tepeden inme yerine oturtuyorum. Beni oralara, bilmeden hasretini yaşadığım iklime çeken saikin daha evvel kendi bulunduğu istibdat zeminini göstermek böylece kendimi değil yine O'nu belirtmiş olmak için de başlarda kaydettiğim gibi öz hayatımdan ve nefsimden noktacıklar serpmek zorunda kalıyorum." "Tek dava O'nu bulmakta, O'nu bulduracak olanı bulmakta." İslamiyet yolunda bizi Allah'a yaklaştıran kişi mürşiddir. Necip Fazıl'ın da mürşidi de Abdulhakîm Arvasî'dir. Herkes tekkeye girer de herkes nasibini alamaz. Buna Necip Fazıl 'Bağına girmiş ama üzümünü yiyememiş.' diye açıklama getirmiş kitabında. Ebedî hayata dair gerçekler acıdır. Kimse bu hayatın fanî olduğunu kabul etmez. Ahireti unutur. Rabb'ini de unutur. Bocalamaya başlar.Ebedî hayat kendini işleyen zaman nakışı ile hatırlatır. Ölüm yaklaşmaktadır. Necip Fazıl Kısakürek'in bu kitabı işte tam bu noktada bize 'hiçlik makamını' anlatıyor.İslamcı fikirleri yüzünden ön yargı ile yaklaşmayın derim. Mesele ölmeden ölmekte. Abdülhakim Arvasî ölmeden öldürendir. Şirk koşmak gibi düşünenler tarikat mantığından kopuk düşünüyor demektir. Kapı dörttür. Bunlar sırasıyla; Şeriat, Tarikât,Marifet ve Hakikât kapılarıdır. Her kapının onar makamı vardır. "Işığı yaymanın iki yolu vardır. Mum ya da yansıtan ayna olmak." Edith Wharton Mum da burada mürşid oluyor. Cumhuriyet düşmanı da olsa kalemi iyi mendeburun, kitabı ise ondan daha iyi :) Tavsiye ederim.
Din
O ve BenNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 202110bin okunma
·
383 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.