·168 syf.····Okunma: 04 Kasım 2022 23:18 Son zamanlarda okuduğum en iyi ama en karamsar kitap. Açlık ve sefaletle mücadele eden insanlar, ideal bir yönetim olarak düşünülen sosyalizmin getirdiği hayal kırıklığı, varoluşsal sorunlar, bireyin kaybolması, anlam arayışının yerini materyalizme bırakması, Rusya’nın doğası ve verdiği ıssızlık hissi, cevabı tam olarak bilinmeyen ama önemi hissedilen sorular, sorular, sorular… Sonra Rus edebiyatı neden bu kadar iyi? Acaba neden? Platonov’a da tüm bu sorun edindiği şeyler ve üslubu nedeniyle hayran kaldım. Yaşadığı dönemde sakıncalı bir yazar olmak pahasına bunları yazabilmesi kolay değil.
Yeni bir ideale dört elle sarılan, hayattan bekledikleri tüm insanların peşinde koştuğu umut ve mutluluk olan bir grup Rus insanı ve Stalin dönemi Rusya’sı eserin temelini oluşturuyor. Yönetimin oluşturmayı amaçladığı yeni insan tipi yurttaşlık kimliğini her şeyin önünde tutan, bağlı olduğu ideolojiyi sorgulaması istenmeyen, makineleşmiş, kendine özgü hiçbir ayırıcı özelliği olmayan insan tipi. Kolektifliğin araç değil amaç olduğu bir sürü. Bu ortamda zaten ağır meseleler olan varoluşsal problemler arşa çıkıyor. Kendilerini ne kadar safça bağlı oldukları sisteme adasalar da ideallerinin simgesi olan çukur bazıları için ölüm sebebi oluyor. Yaşam amacı olarak idealize ettikleri her şeyin sonu ölüme çıkıyor, küçük kız Nastya gibi.
Sınıflar arası eşitsizliğe karşı olma gibi temel bir düşünceyle yola çıkılan sosyalist sistemde sınıfların kapitalist sistemdeki kadar keskin olması, yönetimin kendi ayrıcalıklı sınıflarını oluşturması, köylülerin elinde mülk namına tabutların kalması ve insanların tabutlarda uyumaları, ölümü ve ölüleri algılayış biçimimiz, birey olmanın ve anlam arayışının ne kadar değerli olduğunu göstermesi benim açımdan kitabı etkileyici yapan unsurlar.
“Her şeyi hissediyoruz, kendimiz hariç.”