Ne zaman canım sıkılsa şiir okurum. İçimde dupduru bir ırmak akar. Bazen her sözcükte kendimi bulurum. Bazen dünyanın en mutlu insanı olurum. Şiir en kötü zamanlarımda sımsıcak bir dost olur.
Şimdi de Sevgi Köse'nin Sevgi 'den şiir kitabını okuyorum. Satırlar arasında gezinirken kimi kez yaprak oluyorum düşüyorum denize. Uçsuz bucaksız enginlerde yüzüyorum. Kimi kez gökyüzüne çıkıp seyrediyorum dünyayı. İnsanın aydınlık yüzünü görüyorum. Bu güzellikleri kim duyumsatabilir bana? Bir şiir kitabından başka.
Sevgi Köse - Sevgi'den şöyle diyor bir şiirinde: "Güneşin ateşi gibi/Sevgi tenini kavurmalı/Bir nehir gibi akıtmalı dostluk pınarlarını/Bir tohum ekmeli/Boy veren başaklar gibi/Serpilmeli, çoğalmalı/Eğilip bükülmeden/Başı dik olarak."
(Sfy:79)
Ne güzel söylemiş di mi? Gerçekten son yıllarda en çok harcadığımız şeylerden biri de dostluk. Ben öyle birdenbire samimi olan insanların dostluğunu sağlam bulmam. Ya da herkesle arası iyi olanı. Aklıma Aristoteles 'in dostluk üzerine söyledikleri geliyor. " Ey! Dostlarım! Dünyada dost yoktur" diyor. Bugün de çıkarlarımız için birbirimizi kullanıyor, sonra da kağıt mendil gibi atıyoruz.
Köse'nin şiirlerinde yaşamın her hali var. Kimi kez yalnızlığın hüznü, özlemlerin ateşi, yaralarımızın harı, kimi kez ise sevginin iyileştirici gücü ve aşkın güneşi...
Şöyle diyor Köse : " Sevdim seni, yüreğimden sevdim/ Yıldızlar gibi ışık saçarken sevdim. Sokağı aydınlatan lambanın ışığı gibi sevdim/Sevdim seni, yüreğimden sevdim" (Syf.110)
Bugün aşklarımız da gelip geçici bir maceraya dönüştü. Libidomuza göre yaşıyoruz yalnızca. Oysa aşkı ayakta tutan insanın ilkel yanı değil ki. İnsanın kültürel yanı. Şiirle sevmeyi bilenlerin bahçesine adım atıyor, aşkın soluğunu hissediyorum yanıbaşımda. Beni nasıl da güzel bir dünyaya çağırıyor. Duygu ve düşüncelerimi estetize ediyor.
Şimdi yaşam kalbimde atıyor. Kitabını okuyup kapattığımda içim huzurla doluyor. İyi ki şiir var. Yoksa n'olurdu halimiz?