elektrik süpürgesinin üst kattan gelen sesini, kulağının çınlamasını, kedinin patilemesini ve artık yavaştan kronikleşen boyun ve sırt ağrılarını saymazsak, bugün de yalnızdı yapayalnızdı çok şükür!
dört duvar evde, işte, okulda, otelde, partide, hamamda, çarşıda, pazarda, her yerde yalnızdı...
yaşı yoktu, zamanı yoktu, hiçbir şeyi yoktu...vardı da yoktu...yalnızlık ve yokluk ve onun hısmı hiçlik arasında bir yerlerde, ilelebet gurbetteydi sanki...
sanki...
şarkının eşliğinde yalnızlık olmaz der, radyoyu kapatırdı, iki satır okumak yerine uyurdu uyurdu..bilirdi çünkü, yalnızlığın ölümü daha derin bir yalnızlık gerektiren uyku ile olurdu!
perdeleri çekerdi, kapkara..
bakardı, bakardı karanlığa..
gün, bir doğar, bir batardı..
kalabalıklar içinde yalnızlık değil artık onunki, bile isteye yalnızlık; kalabalık falan yok ortada...
şu ana dair:
gördüğü ilk üç renk: kırmızı, siyah ve beyaz
gördüğü ilk üç kitap:ölü erkek kuşlar/inci aral, psikopat/tami hoag, veba/albert camus
göğsü bir iniyor bir kalkıyordu belli ki yaşıyordu; yalnız ya da değil ne fark eder? damarlarında dolanan kırmızı şeyin kokusundan korkmasa içini boşaltacak bir gün; ama korkuyor..o, bir tek bundan korkuyor; "kan kokusu"
#184918608