<Bir spor kanalının yıllar önce kullandığı bir sloganı hatırlarım: "Maçları seyretmeden seyretmiş gibi olacaksınız." Ne tuhaf bir vaat. Aslında söyledikleri şuydu: Oyunu görmenize gerek yok, insanların oyun hakkında konuştuklarını dinlemeniz yeterli. Çünkü insan, olup bitenden çok, olup biten hakkında anlattıklarıyla yaşar.
Belki de psikoterapi tam da burada başlar. Mikroskobun altında hücreyi, tomografinin içinde organı arayan meslektaşlarımızın bazen gözden kaçırdığı şey budur:
İnsan, kendi dedikodusundan yapılmıştır.
Hayat dediğimiz şey, büyük olaylardan çok, o olayların çevresinde örülen küçük anlatılardan oluşur. Bir bakışın, yarım kalmış bir cümlenin, yıllardır unutulmamış bir sözün dedikodusundan...
Psikoterapistler hastalıkları değil, insanların kendi hikâyeleri hakkında söyledikleri şeyleri dinler. Çünkü çoğu zaman insanın kaderi, başına gelenlerde değil; başına gelenleri nasıl anlattığında gizlidir.
Ve belki de insan, bir başkasının ağzında dolaşan, sonra kendi içine yerleşen uzun bir dedikodudur. Başka bir deyişle insan, biraz başkalarının anlattığı, biraz da kendi kendine anlattığı bir söylentiden ibarettir. En komik olanlar, dedikoduyu çoktan geride bıraktığını düşünen rasyonalistlerdir. Oysa onlar da yalnızca dedikodularını Latince terimlerle anlatırlar. İnsan aklının en büyük başarısı, hikâyelerini gerçek sanabilmesidir. En büyük trajedisi ise buna inanmasıdır.>
< Çünkü herkes kendisi olmak ister.
…
U2’nun One şarkısında şarkıcı, kendisini değiştirmeye çalışan partnerine serzenişte bulunur:
“Bana aşkın bir tapınak olduğunu söylüyorsun. Ama içeri girmek istediğimde beni süründüyorsun.” ve ekler:
“Biriz ama aynı değiliz. Birbirimizi taşımamız gerekiyor.” >
Sol omzumu sürekli kasılı tutup yukarı çektiğimi ve normal durmasını bilmediğimi fark edeli henüz bir yıl olmamıştır...deli gibi omzuma bakıyorum, ekseriyetle kasılı, salınca titriyor gibi bir tuhaf hissim var..aşırı sağlak olmama rağmen, sağ tarafım daha normal en azından kendinden emin ve titremiyor...
sırf zevkine dişlerimi sıktığımı yıllar önce bir dış hekimine söylediğimde çok şaşırmıştı..genelde gece uyurken sıkılır ve kişiler fark etmez, ilginç demişti...ben hala sıkmaya devam, öyleki dişlerimin üstleri aşındı, köklerde çekilme başladı..
sonra bir de nefes tutma huyum var, bir bakıyorum ki öleceğim nefes alıyorum..çok nefes alırsam ona odaklanmaktan hiçbir şey yapamıyorum, iyi de oluyor esasen
saçlarımı tel tel ayırmak gibi tuhaf bir huyum daha var, kırıklarını temizlemek gibi ama tam da değil..
son 2 saattir telefona bakıyorum, concita martineze taktım, oradan oraya oradan oraya..
İşime, maaşıma köle olduğum zamanın dışındaki zamana boş zaman deniyor. O deyimi bilhassa yarattılar ki senden o boş za-manını satın almak, zamanını senden çalmak isteyenlere alan açılsın. Marangozluk aleti satacak, tatil satacak, kahve, içki satacak. Yaşam pazarlayıcıları sürekli peşimizde. "Sağlıklı ol," diyorlar, "fitness" merkezlerinde koşturmamızı istiyorlar, bize yürümeyi unutturuyorlar.
Hep aynı konuyla ilgilenmek de bir tür bencillik. Seni derinleştiriyor belki ama daralmak pahasına. Aynı işi yaptığında, sevdiğin, ustalaştığın bir şey olsa bile kendini tekrarlama tehlikesi var.