Yine bir Zülfi Livaneli anlatımıyla günümüz sorunlarını sade, anlaşılır ve sürükleyici bir şekilde okuma fırsatını yakalıyoruz. Ege kasabasında geçen hikaye Mustafa ve Mesude'nin kendilerine ait oluşturdukları yaşamlarını konu alırken, şuan hala devam toplumsal olaylarla da bağlantılı bir şekilde ilerlemekte.
Mustafa ve Mesude evlat acısını yaşarken aynı zamanda evlat özlemini çekmektedir. Bir gün Mustafa her zaman yaptığı gibi ekmek parasını denizden kazanmaya gider ve bulduğu göçmen cesetleriyle birlikte yaşayan bir bebeği farketmesiyle hayatlarını değiştirir. Asıl olaylar bebeği bulduğunu itiraf etmeden gizlice büyütmeye karar verdikleri anda başlar. Fakat Mesude de annedir ve bir çocuğun anneden ayrı kalması durumunda yaşayabileceği üzüntüyü bilir hisseder. Fakat Mustafa denizin aldığı Denizlerini denizin geri verdiği ve bunun bir Allah’ın mucizesi olduğuna kendini inandırmıştır. Mesude’nin hissettikleri ve evlat acısı çeken bir annenin nasıl bir ruh haline sahip olduğunı, ne olursa olsun bir bebeğin annesinin yanında olması gerektiğini savunduğu için bebeği geri verir.
Bu kitapta hassas ebeveynlik, annelik, göçmen sorunu ve kapitalizmin hırsı yüzünden kaybolan doğa güzellikleri çok güzel bir şekilde tasvir edilmiş.
Din, dil, ırk ayrımı olmadan kadının kadını anlamasının çok mümkün olduğu, sadece annelik kavramıyla bile kadınların arasında görünmez bir bağ olmasını çok güzel anlatmış.
Savaşlar yüzünden kendi bulundukları şehirlerinden evlerinden kaçmak için her türlü zorbalığı ve olayları göze alan göçmenleri, büyük şirketlerin para kazanma hırsı yüzünden doğal yaşamlara zararı ve tüm bunlara tanık olan ve engel olmaya çalışan kasaba halkı…
Sonundaki söyleşileri de mutlaka okuyun..!