Kitabı okurken öyle güzel bir yolculuğa çıkıyorsunuz ki bİtmesini istemiyorsunuz. Her yer, her insan o kadar ince detaylarla anlatılmış ki kendinizi o yerlerde dolaşırken, insanları tanırken buluyorsunuz. Çok güzel hayat dersleri çıkartıp kaderin döngüsünü sorguluyorsunuz. Yedi yaşındaki İbrahim’in çoğu yetişkinden daha gerçekçi olan bakış açısı, iç güdüleri ve olaylar karşısındaki tepkileri okuyan herkesi büyüleyecek. Yazarımıza @ismailuluoz bu güzel kitabı için teşekkür ederim.
Kitap iki bölümden oluşuyor. Birinci bölümde İbrahim’i, ailesini, arkadaş ve köy hikayesini İbrahim’in penceresinden okuyoruz. Zamanında dedesi oturdukları evi amcasına, bir odasını da babasına bırakacak şekilde adaletsiz bir paylaşım yapmış. Bu adaletsizliğin sebebi ise ayrı bir ironi. Babası ve amcası Almanya’ya çalışmaya gittikleri için, annesiyle ikisi kendi dünyalarında ellerinden geldiği kadar dayısının arada getirdiği erzaklar ve annesinin yorgan dikerek kazandıklarıyla geçinirler. Hatta babası Almanya’da tutunamadığı için annesi oraya bile para gönderir. Köyde yaşanılan adaletsizlikler, iffetsizlikler, ölümler, haksız kazançlar o yaştaki bir çocuğun görmemesi, yaşamaması gereken şeyler. Maalesef İbrahim hepsini o küçücük yaşında yaşadı. Almanya’da tutunamayıp yengesinin ölümü üzerine temelli dönüş yapan babasının Denizli’ye gidip orada yaşayacağız demesiyle yolculuk başlar. İbrahim’in köyle vedalaşması boğazınızı düğüm düğüm edecek.
İkinci bölümde ise Denizli macerası başlıyor. Bir apartmanın kapıcılığını yapmaya başladıkları zaman sanki hayatları iyi yönde değişmiş, güzel bir sayfa açmışlar gibi mutlu olmuşlardı. Kendilerine ait bir ev, hiç sahip olamadıkları koltukları, çamaşır makinası, buzdolabı gibi küçük şeyler başlarda onları mutlu etti ama bu mutlulukları da uzun sürmedi. İbrahim köyde gördükleri ve yaşadıklarının burada da aynı döngüde devam ettiğini gördü.
Keyifli okumalar…