8/10
·320 syf.··
2022 123. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 09 Kasım 2022 17:50
Biraz zorlayıcı ama çok farklı ve etkileyici bir roman Davanın Reddine. İtalyan yazar Claudio Magris, oldukça sıradışı bir tarih profesörü olan Diego de Henriquez’in hayatından esinlenerek kaleme almış bu romanı. Tıpkı Henriquez gibi, tarihin farklı dönemlerinde kullanılmış silahları ve çeşitli savaş teçhizatlarını toplayıp bir savaş müzesi kuran bir adamı konu alan roman, üç paralel hikayeyle ilerliyor: Hikayelerden biri, karakterin trajik ölümü üzerine müzeyi planlamak ve düzenlemekle görevlendirilen bir uzmanın geçmişinin hikayesini anlatıyor. Karakterin not defterlerindeki notlardan oluşan ikinci hikayede onun tanık olduğu olayları, anılarını ve geçmişini görüyoruz, ki bunların bir bölümü müzedeki teçhizatın nerede kullanıldığı ve müzeye nasıl dahil olduğu gibi bilgileri de içeriyor. Bunların yanında bir de yine müzenin ekseninde bugünde yaşananlar aktarılıyor. Bu üç hikayenin ortak paydası savaş. Oldukça farklı perspektiflerden, tarihin bambaşka sayfalarından ele alıyor Magris savaşı. Köle ticaretinden Latin Amerika’daki kıyıma, cadı avından Mussolini dönemi işkencelerine geniş bir yelpazede savaşı irdelerken, en çok da kendi tanık olduğu İkinci Dünya Savaşı üzerinde duruyor. Triesteli olan yazar, kendi şehrinin tarihinin güya kolektif travmaya sebep olmasın diye hasıraltı edilen kısımlarını özellikle masaya yatırıyor. Tarihin bu önemli kıyımlarıyla okuru yüzleştirmesinin yanı sıra, savaşa yaklaşımı da etkileyici. Doğadaki diğer canlılar ve hatta vücudumuzdaki mikroorganizmaların yaşantısına kadar yaşamın her yerinde savaşın izlerini aradığı gibi, hiç kan dökülmeden de yapılan oldukça yıkıcı ve acımasız savaşlar olduğunu savunuyor. Mevcut düzende bir tuşla bile bir sürü insanın mahvına sebep olan bankalardan ve paradan, insanın açgözlülüğünün sebep olduklarından ve “Medeni kanun, en vahşi savaş alanıdır” diyerek ilişkilerde yaşanan savaştan, özellikle de kadının mağduriyetiyle sonuçlanan türlerinden de bahsediyor savaşın. Bu kısımlar Ingeborg Bachmann’ı anımsattı bana ve Magris’e de hayran oldum. Oldukça sert bir eleştirel dili olan yazarın ironileri de zekice; tarihin utançlarını okurun yüzüne öyle çekincesizce ve iğneleyici bir şekilde vuruyor ki okurken yaşananların suçlusu sizmişsiniz gibi hissetmekten alıkoyamıyorsunuz kendinizi. Yazar suça ortak olanlarla kadeh tokuşturanlara lafını söylerken mesela, o masada siz de varmışsınız gibi utanıyorsunuz. Kitabın zorluğu, yazarın kendi notlarında anlattıklarını bilinçakışı tekniğiyle aktarmasından ve anlattığı dağınık gibi görünen küçük hikayeleri takip edip aralarında bağlantı kurmanın dikkat istemesinden kaynaklanıyor. Kimi yerde anlatımın alakasız sayıklamalara döndüğünü düşünüyorsunuz, oysaki hepsinin anlamlı detaylar olduğunu fark ediyorsunuz ilerledikçe. Davanın Reddine bana zaman zaman en sevdiğim romanlardan biri olan İtiraf Ediyorum’u da anımsattı; İtiraf Ediyorum’da vahşetle dolu insanlık tarihinin farklı kesitleri bir keman aracılığıyla birbirine bağlanırken, Davanın Reddine’de de bir müzede toplanan savaş aletleriyle karşımıza benzer bir tablonun çıktığını görüyoruz. Sonuna özellikle bayıldığım bu romanı çok, çok beğendim. İnsanlık tarihinin, adeta deli, çılgın bir adamın sayıklamaları olsa çok daha akla yatkın ve kabul edilebilir olacak kadar utanç verici, acımasız ve tahayyül sınırlarının dışında bir vahşetle dolu olduğu gerçeğini zekice ve güçlü bir edebi dille işleyen muazzam bir roman.
Davanın ReddineClaudio Magris · Yapı Kredi Yayınları · 201833 okunma
·
1.725 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.