Sappho, tarihte bilinen ilk kadın şairlerden biri.
Günümüze ulaşan şiirlerinin sadece parçalardan ibaret olmasına rağmen, bütün olarak bilinen tek şiiriyle ünü hala devam etmekte. Şiirlerinin yalnızca küçük parçalarını okuyabiliyoruz ve eksik kalan kısımları tahminler yoluyla doldurabiliyoruz. Antik dönemden kalan dökümanlar haricinde Sappho hakkında bildiklerimiz oldukça az.
Aslında Sappho ile ilgili günümüzde en çok bilinen (fakat kanıtlanmayan) tarafı biseksüel tarafıdır. Şiirlerinde tüm formlarıyla güzelliği anlatıyor ve her iki cinse karşı da aşk şiirleri yazıyordu. Bu yüzden modern “lezbiyen” kelimesinin kökeninin de Sappho’ya dayandığı söylenir. Sappho sık sık lezbiyen ya da Lesboslu olarak tanımlanmıştır. Ayrıca Sapphic kelimesinin de eşcinsel çağrışımları vardır.
Y unan Evlilik Tanrısı Hymen Efsanesi'ni bilmek okunulan satırları daha anlamlı kılacaktır:
Hymen efsanesi evlilikle oldukça bağlantılıdır. Bakire kadınların vajinalarında bulunan membran anlamına gelen “hymen” kelimesinin bu antik yunan tanrısından mı geldiği yoksa tanrının adını bu kelimeden mi aldığı bilinmiyor.
Yunan mitolojisinin çoğunda olduğu gibi, Hymen efsanesinin de çeşitli versiyonları var
Olağanüstü güzelliğe sahip ama sıradan bir aileden gelen genç bir adam. Talihsizce, Atina’daki en zengin adamlardan birinin kızına aşık olur. Mütevazi ailesi onun bu bahsi geçen kızla evlenmesine imkan vermediği için bu imkansız bir aşktır.
Kara sevdası, kıza belli etmeden onu her yere takip etmesine sebep olur. Kız her nereye gitse Hymen de oradadır. Hep yakınında olduğundan söylediklerini de duyabiliyordur. Bir gün, diğer kadınlarla birlikte, Yunan tarım tanrıçası Demeter’a kurban adamak için Eleusis’a hacca gideceğini öğrenir.
Efsaneye göre, genç adam bunu genç kadına yaklaşmak için harika bir fırsat olarak görür. Kendini bir kadın olarak gizlemeye ve alaya katılmaya karar verir, çünkü erkekler bu tür alaylarda kabul edilmezdi. Hymen o kadar güzeldir ki hiç sorun yaşamadan kadınların arasına karışabilmiştir.
Hac yapmak için katılımcıların gemiyle gitmesi gerekiyordur. Ancak, gemi yelken açtıktan kısa bir süre sonra korsanlar tarafından ele geçirilir ve bütün kadınları esir alınır. Gemiyi ıssız bir yere demirlemeye zorlarlar. Ancak, Hymen çok dikkatlidir ve korsanların dinlenmesini fırsat bilir.
Genç adam ona eşlik eden kızlara kim olduğunu söyler ve onlara planını anlatır. Birlikte korsanlara saldırdılar ve sonunda hepsini öldürmeyi başarırlar. Bu sürede sevdiği kadın da ona aşık olmuştur.
Hymen daha sonra gemiyi güvenli bir yere yönlendirir ve kızları orada bırakır. Daha sonra Atina’ya digip olan biteni anlatır. Sevdiği kadınla evlenmesine izin verilirse bütün kadınları geri getireceğini duyurur. Atinalılar bu isteğini seve seve kabul eder ve evlilik hazırlıkları başlar.
Hymen efsanesine göre düğün hazırlıkları titizlikle yapılmış, hem onun hem de müstakbel eşi çoktan birbirlerine son derece aşık olması bütün Atinalıları sevindirmiştir. Düğün günü merasim biter bitmez Hymen yere yığılıp ölür.
Bu kaderi kabullenmek istemezler ve feryatlarla ağlamaya başlarlar. Tanrılara mutluluklarını almamaları için yalvarırlar. Düğün davetlilerinden biri ilaç ve iyileştirme tanrısı Asklepios’dur. Çiftin aşkından etkilenerek müdahale eymeye karar verir ve Hymen’i hayata döndürür.
O andan itibaren Hymen Atinadaki bütün düğünlere katılmakla görevlendirildir. Eğer katılmazsa evlenecek çifte uğursuzluk geleceği düşünülürdü. Bu yüzden bir düğüne katılamazsa bütün Yunanlılar “Hymen!” diye bağırırlardı. “Hymen!” Bu şekilde onu merasimlere çağırıp yeni evli çif
Ey Hymen! Düğün Tanrısı!
BİRİNCİ SES
Yükseltin tavanları, ustalar,
Güvey geliyor, Ares'ten boylu!
İKİNCİ SES
Ey Hymen!
Düğün Tanrısı!
BİRİNCİ SES
Lesbos'un ozanları
nasıl aşıyorsa
öbür ozanları,
Güvey de aşıyor
bütün boyluları!
İKİNCİ SES
Çağırın
Düğün Türküsünü!
Sağlığına içiyoruz
Mutlu güvey!
Dilediğin düğünü
kutladık işte
istediğin güzel
gelinin oldu
bakmalara
kıyılmayan bir gelin,
gözleri bal renginde
Aşkın güzelliğiyle
aydınlık yüzü
Belli ki Aphrodite
aşmış gene kendini
sana yaransın diye!
Gelin Türküsü I
Yüzü sevgiyle
kızaran gelin
Paphos'lu Tanrıçanın
eşsiz çiçeği
Gir artık odana
yatağına gir
usulca sev okşa erkeğini
İstekle
yol göstersin sana
Akşam Yıldızı
Evlilik Ecesi Hera'nın
kamaşan gözlerle bakacağın
gümüşten tahtına
BİRİNCİ SES
Kızlığım
Ah kızlığım!
Nereye gideceksin seni yitirdiğimde?
İKİNCİ SES
Bir daha
dönülmeyen
bir yere gideceğim
Tatlı Gelin!
Bir daha sana hiç
dönmeyeceğim!
...
Kızlığa Ağıt
BİRİNCİ SES
En yüksek dalında
bir ağacın
kızaran elma gibi
toplayanların göremediği,
göremediği değil erişemediği
İKİNCİ SES
Dağlarda çobanların
ezdiği sümbül gibi
toprağın üzerinde
çiğnenmiş mor bir leke
Gecelerin Ecesi
Pırıl pırıl, Hekate,
sen bile buyruğundasın
Aphrodite'nin
sırmalı giysilerinin içinde
Neden ağlıyorum?
Yiten kızlığımın mı
yasını sürüyorum?
...
38
Aphrodite'ye Yakarış
Ey tahtı ışıl ışıl ölümsüz Aphrodite
Ulu Zeus'un düzenci kızı
yalvarırım yüreğimi acılarla dağlama!
Yardımıma gel gene,
hani eskiden sesimi duyunca nasıl, çıkıp
babanın sarayından kanat çırpan kuşların
çektiği yıldızlı arabana biner;
yeryüzüne inerdin bulutsuz mavilikten;
ölümsüz dudağında o aydınlık gülüşle sorardın,
"Gene nen var?" derdin "nedir gene deli gönlünü çelen? Tılsımımla kimi baştan çıkarıp yollamam gerekiyor koynuna?
Söyle, Sappho, kim seni üzen?
Kaçıyorsa, kaçsın, bırak, yakında o senin ardına düşecek,
bugün almıyorsa verdiklerini,
yarın o sana armağanlar verecek, seni sevmiyorsa, istemese de er geç sevecek."
Geleceğin varsa, şimdi gel, kurtar beni
Kuşkudan, ne diliyorsa gönlüm
yerine getir, sen de katıl benimle savaşa.
Bir yigitten daha üstün o erkek
Tannlarla eş benim gözümde
o erkek ki yanında oturabiliyor
sesinin tatlı yankısını,
yüreğimi hızlandıran
can alıcı gülüşünü
yakından duyabiliyor.
Birden karşıma çıksan,
soluğum kesilir-
dilim tutulur;
ince bir alev dolanır
derimin altında;
gözlerim kararır,
yalnız kendi uğultusunu
duyar kulaklarım,
ter dökerim:
ürpertiyle sarsılır her yanım,
kurumuş ot gibi solar rengim
Nerdeyse ölümle yüz yüzeyimdir
ama yoksulum, katlanmaktan
başka elden ne gelir!
Evet, Atthis, inan. Sardes'te bile
sık sık bizi düşünüyordur Anaktoria
Ona bir tanrıça gibi göründüğün
en çok senin türkülerinden hoşlandığı
birlikte yaşadığımız günleri.
Şimdi Lydia'lı kadınlar arasında
en çok o göz kamaştırıyor
gün batarken doğan gül parmaklı ay
nasıl gölgelerse bütün yıldızları,
nasıl yayarsa ışınlarını
tuzlu denizlere, çiçekli kırlara.
Pırıl pırıl çiy yağıyor
güller açsın, kekikler koksun
yoncalar yeşersin diye;
ama o ne yaptığını bilmeden
dolaşıyor, sevgili Atthis'i düşünüyor,
yüreği, özlemekten, acıyla dolu.
Gelin! diye bizi çağırıyor acı acı,
bin kulaklı gece bu
çığlığı taşıyor denizin ötesinden.
Sardes'li bir askerin karısına:
Kimi süvarilerdir, diyor,
kimi piyadeler, kimi de,
donanmamızın tek kürek vuruşlu
denizcileridir, diyor, yeryüzünde
göze en güzel görünen şey;bense
kişi kimi seviyorsa, diyorum, odur en güzel
Bunu anlamaktan kolay ne var:
bunca erkek tanımış
Helena bile
Troya'nın onurunu hiçe sayan
bir erkeği seçmedi mi sonunda?
uyarak Paris'in isteğine
yurdunu yuvasını bırakıp onun ardından gitmedi mi?
Işte Anaktoria, sen de
uzklarda, bizi unutsan bile,
tatlı ayak sesini duymak
bakışlarının ışıltısını görmek
Lydia'lı atlıların parıltısından da,
kuşamlı piyadelerin yürüyüşünden de
daha çok sarsıyor yüreğimi.
Bir satır olsun almadım ondan
Doğrusu ölsem daha iyi.
Durmadan ağladı giderken;
"Sappho," dedi,
"Bu ayrılığa dayanmak gerek.
Gözüm arkada gidiyorum."
"Git," dedim, "mutlu ol,
ama unutma, kimi aşkın zincirine vurduğunu geride
"Beni unutsan bile,
Aphrodite'ye sunduğumuz armağanları,
paylaştığımız onca güzelliği düşün
"saçlarını süslediğin
bütün o menekşeleri, konca gülleri,
gencecik boynuna taktığın yüzlerce çiğdemi
"tatlı kokular sürerdin saçlarına,
yumuşak döşeklere uzanmış kızlar
gönül avuturlardı sevdikleriyle
"ne bir türkü söylenirdi
biz katılmadan,
ne bizsiz, çiçek açardı ilkyaz..."
...