·216 syf.····Okunma: 16 Kasım 2022 21:17 Kadınlar ülkesi hep çok merak ettiğim, konusu ilgimi çok çeken ve son dönemlerde iyice popüler olmasıyla birlikte okumak için sabırsızlandığım bir eserdi. Ancak benim için tam bir hayal kırıklığı oldu.
Konusundan kısaca bahsedersem;
3 yakın arkadaş bir keşif gezisinde dağların ardında yıllarca kendilerini diğer toplumlardan izole etmiş şekilde, farklı ve kendilerine özgü topluluk kurallarıyla yaşayan ve sadece kadınlardan oluşan bir ülkenin varlığından haberdar olurlar. Bu olağanüstü gibi gözüken topluluğu araştırmak için gitmeye karar veriler ama işler tahmin ettikleri gibi gitmez. Uzun süre toplulukta kalmak zorunda kalan 3 arkadaşımız bu kadınlar ülkesinin özelliklerini, kurallarını öğrenip kendi kültürlerini de onlara aktarırlar. Aradaki uçurum farklar ve ideal topluluk nasıl olmalı düşüncesi bu üç arkadaşın gerçekleri sorgulamasına yol açar.
Konusundan dolayı çok seveceğime emin olduğum bir kitaptı. Bilim kurgudan daha çok distopya seven bir insanım ama bu kitabın bilim kurguluğu vaov derecede bana geçmedi. Daha çok felsefik bir konusu olduğunu düşünüyorum. Sanırım beğenmememin nedenlerinden biri de bu. Kitaba klasik gözüyle asla bakamadım. Nedense hep o heyecanlı bilim kurgu eserleri gibi bir kitap beklemiştim ancak eser tamamen felsefik altyapılıydı bana göre. İdeal devlet nasıl olmalı ana konusuydu.
Açıkçası bu tarz okumayı çok seviyorum. Özellikle George Orwell’ın tarzı gibi, ideal devleti, felsefik bir düşünceyi, toplumu eleştirmeyi mükkemmel başarmış eserler var. Ama bu kitap benim için asla öyle olmadı. Klasiklik ve günümüz heyecanlı bilim kurguladı arasında kalmış gibi geldi. Üstelik ideal devlet anlayışını asla yansıtamadığını düşünüyorum. Vermek istediği mesaj iyi hoş ama o bir ülke nasıl olmalı? Dünya’daki işleyiş nasıl olmalı? Sorusunu asla okuyucuya aktaramamıştı.
Bu kadar güzel bir konu, çok malzeme çıkabilecek bir konuyken beni bir türlü içine aşamadı kitap. Hep aynı diyaloglar, aynı olaylar (olmayan olaylar) üzerinde dönüp durdu.
Kadınlar ülkesinin işleyişi açıkçası çok da hoşuma gitmedi. Kadın hakları konuları üzerinde daha çok durulup bu konu daha çok eleştirilebilirdi bana kalırsa. Annelikle ilgili olan ülkenin işleyişini adla çözemedim ve açıkçası çok saçma geldi. Bula bula bunu mu buldun yazar diyesim geldi. O kadar çok annelikle ilgili saçma şeyler okuyormuşum gibi geldi ki..
Karakterler okuyucuya asla aktarılmamıştı. Bir karakter dışında. O da 3 arkadaştan en çıkıntı tiplemeli olandı. Onu o kadar betimlemiş ki yazarımız diğerlerine yer kalmamış gibiydi. Üstelik onu her satırda gömüşü, sevilmeyen karakter yapışı ve bunu okuyucunun gözüne sokması beni çok rahatsız etti. O karakteri sevmememiz için bizi ikna etmeye çalışıyor gibiydi. Hiç hoşuma gitmedi.
Diğer karakterler üzerinde de (özellikle koskoca kadın ülkesindeki kızlar hakkında) durulması gerekiyordu. Her birinin duyguları, hisleri anlatılmalıydı. Nasıl karakterlerde olduklarını adla çözemedim.
*spoiler*
Her şey oldu bittiye gelmiş gibiydi. Bir anda ortaya çıkan aşklar, saçma evlenme düşüncesi (yıllarca erkeklerin girmediği bir ülkede konu nasıl aniden evlenmeye, cinselliğe, çocuk yapmaya gelebildi çok ilginçti) beni kitaptan uzaklaştırdı.
Çok saçma bulduğum noktalarla dolu bir eserdi. Beklentimi hiç karşılayamadı ve hatta tam bir hayal kırıklığı oldu benim için. İthaki baskılı bilim kurgu klasiklerinden okuduğum ilk kitaptı ve böyle bir başlangıç yapmak istemezdim.