9/10
·624 syf.··
2022 67. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 17 Kasım 2022 04:19
Öncelikle bu şimdiye kadar Cassandra Clare'in kitapları arasında favorim oldu. Beklediğim çoğu sahne sonunda gerçekleşti ve keyifle okuyabildim. Üç kitabını okuduktan sonra, özellikle bunu okurken, Clare'in kalemini ne kadar sevdiğimi fark ettim. Bu tarzda yazan yazarları seviyorum. Kitabı okurken sürekli Ruelle'in Game of Survival şarkısını dinledim ve savaş/dövüş sahneleriyle uyumu çok iyiydi. Puanım 4/5. Kitaptan bağımsız yayınevi hakkında da bir şey eklemek istiyorum, son zamanlardaki Dex fiyaskoları ve bazen karşıma çıkan Martı yazım/noktalama hatalarından sonra Artemis hızır gibi yetişti. Belki gözden kaçırdığım yerler vardır ama çevirisi, editörlüğünden çok memnun kaldım kitabın. Ben bu kitapla dizide kullanılan kısmın sona erdiğini ve dizinin finalde kitapla yollarını ayırdığını sanıyordum ancak dizide çoğu şey atlanmış olsa da dizide olan olaylar 3. Kitapla sonlanmıyor. Buysa dizide kullanılan finalin kitapta da gerçekleşme olasığını doğurdu benim gözümde. Öyle olmamasını umut ediyorum Kitabın gidişatından bahsedecek olursam yazar bunu da diğer kitapları gibi kendi içinde ayırmış. Camlar Şehri, temelde üç bölümden oluşuyor. Birinci kısım, Alicante'ye gelmelerini konu alıyordu genel olarak. İkinci kısımda Valentine'ın Alicante'ye ilk saldırısı vardı. Üçüncü ve son kısımse bu kitaptaki son savaştan oluşuyordu. Her zaman yaptığımın aksine bu incelemede öncelikle kronolojik sıraya göre olaylara ve onlar hakkındaki düşüncelerime değineceğim; ondan sonraysa klasik karakter görüşlerimi ekleyeceğim. |Bu kısımdan sonrası minor/major spoiler barındırmaktadır| Sebastian'ı okurken başta belki ilk zamanlarda kendisi olabileceğini düşünsem de Jace'le, yani Valentine'ın diğer oğluyla sözde oğluyla, konuşurkenki tavrı beni şüphelendirdi ve Jonathan Christopher'ın rolüne büründüğünü düşündüm. Clary geldikten sonraki Jace'in tavrı... Okurken üzülsem mi yoksa sinir krizine mi girsem bilemedim. Kendi çapında onu haklı çıkarabilecek bir nedeni olsa da hiç hoşlanmadım bu durumdan. Sonuçta ikisine de acı çektirmekten başka bir sonucu olmadı bunun. Alec'in Jace'in yarasını iratze ile iyileştirmemesi ve sıradanlar gibi bunu tecrübe etmesini sağlaması.. Alexander seni seviyorum. Ragnor Fell kısımlarının bir noktada dizideki gibi olmasını istesem de Magnus'un onun kılığına girmiş olması ve onu ilk okuduğumuz an bana kitaptaki halini de sevdirdi. Keşke Ragnor'un kendisini de okuyabilseydim çünkü dizide oldukça eğlenceli bir karakter olduğunu düşünüyorum ama Bane Günlükleri konusunda umutluyum, belki orada vardır. Ve... ilk Malec anımızdan bahsedecek olursam mükemmeldi. Dizide de Alec'in konu Magnus olduğunda biraz saçmalamaya yatkın olduğunu görüyoruz zaten. Ama şehir savaşın ortasındayken onu görüp kurtardıktan sonra neden onu aramadığını sorması... Alec bir harikasın bebeğim. Sonrasında bundan sağ kalırlarsa onu tüm ailesiyle tanıştırma sözü vermesini sevdim. Tabii o 'tanıştırma' işi pek beklediğim gibi gitmedi. Buradan direkt Malec kiss'ine atlayacağım. Alec'in direkt Magnus'u araması bana onun özgüveninin arttığını düşündürmüştü. Ancak mührü çizdikten sonra onu herkesin içinde öpmesi ve Magnus'un bile buna şaşırması mükemmeldi. Okuyunca kendimi tutamayıp çığlık attım. 1. Sezondaki o sahneye bayılıyorum ve bu, kitapta gerçekleşmediği için üzülüyordum ama meğersem çok daha iyi bir versiyonu gerçekleşiyormuş. Bu olaya Magnus'un tepkisini okumak için sabırsızlanıyorum. Jonathan ve Jace'in dövüşü uzun süredir okuduğum en iyi dövüş sahnesiydi. Jace'ten daha azını beklemezdim. Lyn Gölü'ndeki, Ölümcül Ayna'daki son kısma gelecek olursam kitaptaki hali diziden çok daha iyiydi. Jace ve Valentine'ın arasındaki o çatışma bana gerçekten Valentine'ı öldüren kişinin Jace olacağını düşündürttü. Clary'nin tüm o acısına rağmen mühürlere ulaşması ve onu, mühürlerle değil kelimelerle, etkisiz kılması etkileyiciydi. Valentine'ın sonu beni tatmin etti. Raziel'in de dediği gibi Cennet'in adaletiydi. Ölmeden önce Valentine'ı Sabah Yıldızı'na benzetmesi, onunla karşılaştırması sevdiğim bir detaydı. Valentine Morgenstern, tıpkı soyunun adını aldığı Sabah Yıldızı Lucifer gibi Cennet'ten kovuldu bence. Tüm bu mühürler ve Jace'in kurtulması beni bir noktada rahatsız etti. Meleklerin verdikleri şeyleri eninde sonunda geri alacağını düşünmekten alamıyorum kendimi. Valentine'dan başlayacağım. Bu kitap bana Valentine'ın çok sevdiğim bir manga karakteri gibi olduğunu düşündürdü. Elbette Uchiha no Borei, Uchiha Madara'dan bahsediyorum. Madara'nın tek istediği barış içinde bir dünyaydı. Valentine ise Merkez'i yozlaşmışlığından kurtarmak istiyordu ancak bu yolda kendi isteğine yönteme göre başarısız olsa da onun arkadaşı ve kızı, Luke ile Clary, dolaylı yoldan onun sayesinde bunu gerçekleştiriyorlar. Bu yolda yaptığı tek hata Jonathan'dı bence. Kendi oğlunu bir canavara, iblise dönüştürdü ve bundan kendisi dahi nefret etti. Jace ise bu kitapta bana insanın kendi aklının en büyük düşmanı olduğunu bir kez daha kanıtladı. Valentine tarafından öyle bir manipüle edilmişlerdi ki aslında hepsi kafalarının içinde olan düşüncelerden ibaretti ama bu, onları tüketmesine engel değildi. Rowling'in de dediği gibi, belki de bunların hepsi kafamızın içinde olup bitiyor ama bu neden gerçek olmadığı anlamına gelsin ki? İnsan zihni en kötü olasılıkları bile gerçekliğe dökebilme kabiliyetine sahip ne yazık ki.
Camlar ŞehriCassandra Clare · Artemis Yayınları · 20132,203 okunma
·
89 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.