Bir kadının hamileyken karnındaki bebeğiyle konuşmasını içeren bir kitap. Hamile kadın bekârdır. Çocuğun babası çocuğu istemez ama kadın doğurmak ister. Aslında zaman zaman kendisi de bu konuda tereddüte düşmektedir. Hamileliği sağlık bakımından biraz sıkıntılıdır. Bir müddet sürekli yatması gerekmektedir fakat çalışmak da zorundadır, iş seyahatine çıkması gerekir. Sonunda bebeğini (daha doğmadan) kaybeder. Bu olaydan sonra herkes genç kadını yargılar ama bu sahne gerçek bir sahne değildir. Kadın hastanedeyken hayalinde canlandırdıkları şeklinde biz bu yargılamayı görürüz. Hamile kalmasını, bebeği dünyaya getirme-getirmeme kararını, sağlık durumuna dikkat etmemesini vs.vs. Herkes, daha çok da erkekler, bu konuda bir şeyler söyler; kadını suçlar. Bu vesileyle yazar bize kadın ve anne olmanın çeşitli boyutlarını düşündürür. Kadının birey olarak hayatı ve istekleri mi yoksa anne olması mı önemlidir? Kadın hasbelkader hamile kaldı diye ille bebeği istemek ve doğurmak zorunda mıdır? Doğurmamayı ve kendi hayatını daha özgür bir şekilde yaşamayı seçemez mi? Kadın yaptığı veya yapmadığı her şeyde, her kararında niçin sürekli çevresindeki herkesin eleştirisine uğrar? Neden her kafadan bir ses çıkar? gibi soruları düşünmemizi sağlar. Felsefî düzlemi olan ve önemli bir psikolojik ve toplumsal konuya vurgu yapan bir kitap ama benim ilgimi bir yere kadar çekti. Kısa olmasına rağmen zaman zaman az da olsa sıkıldım.