Kitabın içine yerleşmem, yazarın deyimiyle “o yerli” olmam uzun zamanımı aldı. Birbiri ardına tekrar eden kelimeler, insanı tüketen batıl inançlar, özellikle annenin sözler ve tavırları beni bir süre yordu diyebilirim. Sonra alıştım. Atiye’nin tekinsiz bir şehirde çocuklarını nasıl koyup gideceğini düşündüm. Dirmit’in yalnızlığını. Huvat’ın yavaşça delirmesiyle yollara düştüm. Her mutsuz ailenin hikayesi ne kadar da benzersiz ve ne kadar da aynı halbuki. Nezaket Erden’in muhteşem oyunundan da söz etmeden bitirmek haksızlık olur. Kitabın öncesinde oyunu izlediğim için onun ses tonuyla okudum satırları.Sayende boğazım hala düğüm düğüm Dirmit Kız!