·160 syf.····Okunma: 26 Kasım 2022 21:48 154 sayfadan oluşmasına rağmen içerik ve anlatım zenginliği bakımından gayet kabarık bir kitap olduğunu düşünüyorum. Ayrıca yazardan okuduğum ilk kitaptı, tanışmış olduk. Dili bana gayet akıcı geldi.
Romanda kendine ve iç dünyasına yabancılaşan İbrahim adında bir gazetecinin, ölen çocukluk arkadaşı Hüseyin'in hikayesini öğrenmek için Mardin'e gitmesi anlatılıyor. Olay dizilimi açısından da günümüzden geçmişe, olaylar sıralanarak anlatılıyor. Merak duygusunu da körüklüyor aslında. Hüseyin'in başına da ne geliyorsa aşık olduğu Meleknaz'dan geliyor. Hatta öyle ki Meleknaz için nişanlısından bile ayrılıyor, ailesini karşısına alıyor. Tabii ailesi yine kıyamıyor orası ayrı konu. Bu kız ailenin evine kadar giriyor. Günün birinde de marul görünce kaçıyor. Evet çünkü Meleknaz bir Ezidi. Hüseyin'in ailesi de ''Hah bak biz demiştik.'' kafasında ilerleyip Meleknaz'ın Hüseyin'e büyü falan yaptığını düşünüyorlar. Onlara göre bu kız uğursuzdu, bu kız şeytandı, ve Hüseyin'in ölümüne sebep olan da oydu.
Bu iki aşığın kavuşmalarındaki en önemli engelin de dini inançlarının farklı olması faktörü olduğunu söyleyebiliriz. Bir Yezidinin ve bir Müslümanın evliliğinin yasak olması, tavus kuşunun Yezidiler için kutsal oluşu, Tavus inanışı, marul yeme, mavi renkli bir giysi veya nesneyi kullanma veya sakal kesme yasağı, kutsal Şengal Dağı ve Laleş Vadisi gibi terimleri de bu roman sayesinde öğrendim. Çoğu insanın farklı dini inançları bulunanlara karşı beslediği o kocaman önyargılar da fazlasıyla eleştirilmiş. Daha çok Ezidiler hakkında bilinen yanlışlara ve çektikleri acılara değinilmiş. İnsanoğlunun kötülük sınırını ne kadar aşabileceğine yani. Tecavüzler, aç bırakmalar, alınıp satılmalar. Kısaca kadınlara yaptıkları, bunları da Müslümanlığın gereklilikleri olarak gösterip birçok ilkeyi yalan yanlış aktardıkları, bir grup zırcahil herifin muameleleri diyebiliriz. 10 kadına zorla sahip olanın Müslümanlığa girdiği uydurmaları gibi.
Tabii Hüseyin'in ailesindeki hiç kimse bu kadının geçmişini, gördüğü iğrenç muamelelere karşı gösterdiği dik duruşunu, hangi aptal heriften hamile kaldığını bile bilmeden hamile haliyle bu zulümden kaçmaya çalıştığını bilmiyor, bilmek de istemiyor. Yine onlara göre, bu kız kör bir bebeği olan, bebek ise babası belli olmayan bir zavallıydı. Bunun ardındakileri de merak etmiyorlar. Çünkü neden? Bu kızın dini inancı farklı. Bu kız şeytan.
Çok geçmeden de Hüseyin Mardin'de vuruluyor. Ameliyattan sağ salim çıkıyor. Sonra da ''Seni de onu da yaşatmazlar burada, hiçbir dine göre evlenmeniz mümkün değil. Sen iyisi mi Amerika'ya abinlerinin yanına git. Halin vaktin toparlanır Meleknaz'la bebeğini de alarak mutlu mesut yaşarsın.'' diyorlar. Haliyle o da inanıp gidiyor. Bu sefer de Amerika'da kendilerini Volk olarak tanımlayan bir grup faşist tarafından Müslüman olduğu için öldürülüyor. Tabii annesine göre sorumlu YİNE Meleknaz. Beddualar ediyor da ediyor. Tüm bu yaşananlardan sonra da Meleknaz İstanbul'daki bir evde bebeğine bakabilmek için temizlikçi olarak çalışıyor. Kitabın sonlarına doğru da hikayenin anlatıcısı, gazeteci İbrahim, Meleknaz'a ulaşmak için çabalıyor çünkü çocukluk arkadaşının aşık olduğu kadına aşık oluyor. Bu olay bir kesim tarafından biraz eleştiri almış. Ama en sonunda da Meleknaz'la konuşmayı başarıyor. Üstü kapalı da ben sana tutuldum falan diyor işte. Onun ise tek bir yanıtı var.
''Merhamet istemiyorum, hiç kimsenin acımasına ihtiyacım yok, merhamet de zulmün bir parçası; ne bana acıyın ne de çocuğuma. Merhamet zulmün merhemi olamaz.''
Bu kadına ba-yıl-dım.
Kitabın kapağına ise bir ayrı bayıldım. Aşırı aşırı hoşuma giden bir alıntıyla da bu incelemeyi sonlandırmak istiyorum.
“Bu dikenli, sevgisiz ortamlara alışkındık hepimiz, plazaların insanın ruhunu öldürdüğü herkesi robota çevirdiği gerçeğini çoktan öğrenmiştik. Eğer ortaçağ şövalyelerinin demir zırhları gibi, görünmez bir aldırmazlık zırhı giymezsen, buralarda barınmana olanak yoktu.''
Keyifli okumalar!