H.G. WELLS- ZAMAN MAKİNESİ
8/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2022 6. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2022 00:00
Sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılından herkese merhaba! Bir H.G. WELLS klasiği olan “Zaman Makinesi”, okurlarına işte tam da bu yıldan sesleniyor. Birçok yayınevi tarafından çevirisi yapılıp Türkçeye kazandırılan eseri, İthaki Yayınları’nın yeni baskısıyla okuma fırsatı buldum. Çevirisini Volkan Gürses’in üstlendiği bu yeni baskıda bir de önsöz yer alıyor. Roman tarihi ve H.G. WELLS üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Patrick Parrinder’ın bu önemli makalesinin çevirisi ise Elif Ersavcı’ya ait. İthaki Bilimkurgu Klasikleri arasında yer alan eser, toplamda 144 sayfadan oluşuyor. Kitabın ilk sayfasında anlatıcının bizlerle “Zaman Yolcusu” olarak tanıştırdığı karakterimiz, karşımıza kendi evinde vermiş olduğu yemek davetinden sonra konukları ile gerçekleştirdiği samimi bir sohbetle çıkıyor. Sohbetin konusu dördüncü boyut ve buna bağlı olarak zaman yolcuğu. Bazı konukların bu duruma karşı çıktığı, anlatıcının ise daha çok zaman yolcusunun yanında yer aldığı sohbet, karakterimizin gerçekleştirdiği ufak deney ve sonrasında henüz yapımı bitmemiş “Zaman Makinesi’ni” tanıtmasıyla son buluyor. Konukların ona ne kadar inanıp inanmadıkları ise tartışma konusu. Ufak bir detay ekleyecek olursam kitabın devam bölümlerinden anladığım kadarıyla söyleyebilirim ki, gelen konuklar değişse bile değişmeyen tek şey zaman yolcusunun her perşembe vermiş olduğu yemek davetleri ve ardından gelen bilim sohbetleri. Bu konuya değinmemin asıl sebebi her ne kadar bir araya geliş amaçları birbirinden farklı olsa da bana bir başka usta yazar olan Stephen KING’in “Kuşku Mevsimi ve Esaretin Bedeli” adlı kitabında yer alan “Solunum Metodu” öyküsünü anımsatması oldu. Kitaba dönecek olursak karakterimiz zaman makinesini tamamladıktan sonra ilk macerasına atılmak üzere yolculuğa başlar. Tabii biz okurlar hikâyenin bu kısımlarını onun ağzından macera sona erdiğinde dinleme fırsatı buluyoruz. Aynı şekilde evinde ağırladığı konukları da öyle. Laboratuvarında gerçekleştirdiği ilk denemede kendisini yine aynı yerde bulup başarısız olduğunu düşünen zaman yolcusu, aslında zamanda ileriye gittiğinin farkına varınca bu sefer zaman makinesinin manivelalarını olağanca gücüyle iter ve zaman mekân kavramında boyut atlar. İbreler sekiz yüz iki bin yedi yüz bir yılında durur. Kendi zaman diliminden binlerce yıl ötede olmanın getirdiği korku ve endişeyle bir anlığına başarısını bir kenara bırakıp içinde bulunduğu durumu sorgulamaya başlar. Ya bu zaman diliminde yaşayan insanlar için bir tehdit oluşturuyorsa? Ya da en önemlisi ya kendisi potansiyel bir avsa? Tam bu düşünceler içerisinde kaybolurken, yaklaşık bir yirmi boylarında hemen hemen hepsi birbirine benzeyen, sonradan kendilerine “Eloi” denildiğini öğrendiği halk ile karşılaşır. Bu minik ve son derece sevimli olan Eloi halkı, hemen zaman yolcusunun etrafına toplanıp onu incelemeye başlar. Onlarla iletişim kurmak için çeşitli yollara başvuran karakterimiz, Eloilerin sıcak ilgisi karşısında şaşkınlığını gizleyemez. Halkın arasına karışıp konuştukları dili öğrenmeye çalışan zaman yolcusu, bir süre sonra onların bu durumdan sıkılmaya başladıklarını fark eder ve daha fazla üstelemez. Onun yerine çevresini incelemeye başlar. Özellikle de “Beyaz Sfenks” adını verdiği mermerden heykel ilgisini çokça çeker. Sayıca çokta kalabalık olmayan Eloi halkını gözlemleyerek onlar hakkında bilgi edinmeye çalışan karakterimiz, Eloilerin yedikleri yiyeceklerden, yaşadıkları ve uyudukları yerlere, giydikleri kıyafetlerden, çiçeklere verdikleri öneme kadar birçok detaya dikkat eder. Giderek bulunduğu ortama adapte olmaya başlayan karakterimiz, hava karardıktan sonra etrafı keşfetmeye devam ederken Thames Nehri’ni de gören bir tepeye çıkar. Orada kendi iç sesiyle baş başa kaldığında, başına gelen tüm bu olayları değerlendirip, Eloi halkının ve gelecek insanlarının tüm sırrını çözdüğüne inanır. Fakat tam da bu noktada ne kadar yanıldığının farkına varması çok uzun sürmez. “Orada, çökmekte olan karanlığın içinde dururken, şu basit yorumla dünyanın sorununu anlamış olduğumu düşündüm, bu güzel insanların tüm sırrını çözmüştüm. Muhtemelen, nüfus artışı için tasarladıkları kontrol çok başarılı olmuş, sayıları da sabit kalmak yerine giderek azalmıştı. Sağda solda bolca görülen yıkıntıları açıklardı bu. Yorumum çok basit, yeterince de akla yakındı... bütün yanlış teoriler gibi!” (Syf: 67) Eloi halkı ve onların yaşam tarzıyla fazlaca ilgilenen zaman yolcusu, zaman makinesinin sabahki yerinde durmadığını fark ettiği anda içini bir panik kaplar. Yoksa gelecekte hapsolmuş bir “Zaman Yolcusu” olarak mı yaşamına devam edecektir? Henüz yeraltı mağaralarının tehlikeli topluluğu “Morlocklar” ile karşılaşmamış olan karakterimiz, kendi zaman dilimine dönebilmek adına vereceği çetin mücadeleden de bihaberdir üstelik. Asıl macera tam da bundan sonra başlar. Wells’in 1895 yılında kaleme aldığı bu eser, günümüzde de popülerliğini sürdürüyor. Hikâyenin akıcılığı, hız kesmemesi ve sürekli merak uyandırmasının yanı sıra zaman yolculuğunun bilinmezliğinden kaynaklı cazibesi de bu popülerlikte oldukça büyük bir rol oynuyor. Albert Einstein’ın İzafiyet Teorisi’nden bile önce yazılmış olan eser, Wells’in kıvrak zekasıyla ve lafını esirgemeyen tarzıyla da öne çıkmayı başarıyor. Hikâyenin geri kalanında zaman yolcusuna bu macerasında eşlik etmek isterseniz eğer, onu nerede bulacağınızı çok iyi biliyorsunuz. Tüm okurlara şimdiden iyi yolculuklar dilerim.
Edebiyat
Zaman MakinesiH. G. Wells · İthaki Yayınları · 202337,2bin okunma
·
69 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.