Puan vermedi·56 syf.····Okunma: 02 Aralık 2022 18:30 Yeniden merhabalar efendim :))
Bu sefer beraber "Mutlu Olma Sanatı" adlı eseri hem eleştireceğiz hem de öveceğiz. Bu kitap okuduğum ilk düşünce kitabı olmasıyla beraber bana bir şeyler kattığını veya aldığını söyleyebilirim. Beğendiğim veya katılmadığım alıntılarla şimdi göstereceğim:
-"Güçlü ve zayıf yanlarımızın nerede olduğunu araştırınca her şekilde yarar sağlamaya çalışmak için göze çarpan doğal yeteneklerimizi geliştireceğiz, kullanacağız ve hep uygun ve geçerli oldukları yere yöneleceğiz fakat doğamız gereği yeteneğimizin az olduğu şeyler için çaba harcamaktan sakınacağız; beceremediğimiz şeyi denemekten kaçacağız. Sadece bu noktaya ulaşan kişi her zaman tam dirayetle tamamen kendisi olur ve kendinden ne bekleyebileceğini bildiği için hayal kırıklığına uğramaz." (syf. 17)
Buraya kısmen katılıyoru çünkü kendi doğamıza, kimyamıza yönelip neyi iyi yaptığımıza yönelmek beni de kesinlikle mutlu eder ki bu zaten çok doğru ama bu zayıf olduğumuz alanda da çalışıp çabalarken mutsuz da olacağımız anlamına gelmez. Bunu çekilebilir hale veya sahtecikten de olsa sevmek bizim elimizde. Kendimizden beklediğimiz şeyleri zaten bir şekilde yapıyoruz. Neden diğer taraftan da bir şeyler beklemeyelim ki?
-"İnsan neşeliyse, neşeli olmak için her açıdan nedeni olup olmadığını düşünerek kendinden izin istemez.
(syf.28)
Burada ise kendimden çok şey gördüğümü söyleyebilirim. "Ben bunu hak ediyor muyum? Bugün çok iyiyim kesin yarın acısı çıkacak, cezasını çekeceğim" gibisinden saçmalıklarla kendimi meşgul eder böyle olmayı yakıştıramazdım. Halbuki ne kadar da yanlış değil mi? Herkes az buçuk neşeli olmayı "hak etmez" mi?
-" Azimle sırf gelecekte yaşayanlar, hep ileriye bakanlar ve yaklaşan şeylere, en başta da asıl mutluluğu getirecek olanlara sabırsızlıkla koşanlar, mevcut ânın tadını çıkarmadan ve farkına varmadan geçip gitmesine izin verenler; hepsi de önünde ipe bağlı saman demeti oldukça adımlarını hızlandıran Tischbein'in İtalyan Eşeği'ne benzer. Ölene kadar daima sadece ad interim yaşarlar." (Syf. 29/syf.30)
"En başta da asıl mutluluğu getirecek olanlara sabırsızlıkla koşanlar" bence asıl mutluluğu kimse bulamaz. Mutluluk değişkendir, nankördür. Bugün gerçekten mutlu olduğunu sanarsın ama yarın fark etmişsin ki seni asıl mutlu yapan şey aynı zamanda da seni öldüren şey. Anı anda yaşamak mutluluğu "anında" yaşamak bunun anahtarıdır.
-"Hayatın bizi ilgilendiren meseleleri dağınık, bölük pörçük, birbiriyle ilintisiz, en keskin zıtlık içinde, bizim meselemiz olmaktan başka bir ortaklık taşımadan ortaya çıktıklarından ve karmakarışık olduklarından, onlar üzerine düşünüşümüzün ve endişe edişimizin de aynı şekilde bölük pörçük olması gerekir ki bunlarla uyum içinde olsun." (Syf.36)
Aslında evet, hiçbir zaman bütün olarak yaşayamıyoruz. Mutluyken de üzgünken de farketmeden kendi içimize o kadar gömülüyoruz ki burda da bölük pörçük oluyoruz. Zaten bunlar uyum içerisinde.
-"Sahip olamadığımız şeylere bakarken, "Benim olsaydı nasıl olurdu?" diye düşünme eğilimindeyizdir ve işte böylece yokluğu hissederiz. Oysa bunun yerine sahip olduğumuz şeyler için sık sık şunu düşünmemiz gerekirdi: "Bunu kaybetsem ne olurdu?" (Syf.40)
İşte burası kesinlikle doğru. Sahip olamadıklarımız şeylere -elimizde olmadan- bir nedenle sahip olamıyoruz olabilir. O şey bizde olsa n'olurdu? O şey olmasa da yapabiliyor muyum? Bunları sormadan elimizdekileri görmemezlikten gelip olmayanları görürsek işe o zaman elde ne olan kalır ne olmayan. Maddi olarak olsa bile onu kafamızda bitirdiğimiz için bizde değersiz duruma düşer, bir kenara atarız. Veya biraz durup bunun bende olmama sebebi nedir? diye bir süre düşünmeliyiz. Belki de zamanla anlayıp elimizdekiler aslında olması gerektiği gibi bizde kalıyor, izler bırakıyor ve öğretiyor. Belki de bizim sahip olduklarımıza da başkaları "Neden bundanım yok? diyor olabilir. Doğru da olsa yanlış da olsa olması gereken er ya da geç zaten elimize düşüyor.
Özetlemek gerekirse her şey zaten yaşamın içerisinde kendi kendine dengelemiş durumda. Ne buna müdahale etmek değiştirir bir şeyleri ne de çok düşünmek. "Mutlu olmak" dediğimiz kavram göreceli, değişken ve nankördür. Zaten her zaman aynı kalsaydı mutluluğun ne değeri olurdu ki?
Az yaşanan şey daha kıymetlidir ama bu tabii ki her zaman mutlu olmalım da anlamına gelmiyor. "Gerçek mutluluk" yeri gelip de yaşandığında güzeldir. Geçici zevkleri ve hazlar uğrunda yaşandığında değil. İşte bu yüzden de kitabın adında da oldugu gibi buna "Sanat" diyoruz. Sanatsız yaşanmaz ama gerçek sanat olmadıkça hiç yaşanmaz.
Üşenmeyip buraya kadar okuduğunuz için çokça teşekkürler. Sizin de fikirlerinizi bu konu hakkında merak ediyorum :)))