·238 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Kasım 2022 19:54 " Hoşçakal sevgili, biricik düşüm"
" Rendekar düşünüyor olmasından var olduğu sonucunu çıkarıyor. Ben de düşünüyorum, dolayısıyla varım, ama kimim? "
Puslu Kıtalar Atlası, 1995 yılında çıkmış fantastik kurgu da diyebileceğimiz ayrıca felsefe, tarih, metafizik konularını da işleyen Osmanlı İmparatorluğunu farklı bir bakış açısıyla ele alan oldukça cezbedici bir roman. Genellikle karakterler ve kurgu Osmanlı Konstantiniyye 'sinde (İstanbul) işlenmiş. Dolayısıyla eski İstanbul ruhu ve birçok milletten, kültürden ve dinden insanların iç içe yaşadığı halk da sayfalara yansıtılmış.
Kitabın konusuna gelirsek eğer; Uzun İhsan Efendi adlı bir adam, tüm dünyayı dolaşıp keşfedilmemiş toprakları keşfederek bir dünya atlası hazırlamak istemektedir. Fakat Uzun İhsan Efendi, sabahtan akşama kadar ölü gibi uyuyup dışarıya bile nadiren çıkmaktadır. Bu durumda gün boyu evinde oturan adam dünyanın kendisini görmeden nasıl bir dünya atlası çizebilir?
İşte burada, Rendekar' ın "Düşünüyorum, öyleyse varım." felsefesinden etkilenerek derin düşüncelere dalan Uzun İhsan Efendi uyku şurupları içip rüyalara yatmakta ve dünya haritasını çizmektedir. Fakat oğlu Bünyamin, gerçeği bilmemekle birlikte merakın ve keşfetme arzusunun da etkisiyle babasının uyku şurubundan içerek rüyaya dalmasını ve sonrasında gerçekleşen maceralarını okuyoruz.
Ayrıca romanın içerisinde konuları birbirinden tamamıyla farklı küçük hikayeler dolayısıyla da birçok karakter bulunduruyor. Bu hikayeleri küçük yapboz parçaları olarak tanımlarsak asıl büyük resim zamanla ortaya çıkıyor. Romanın içerisinde eski dönemlerden kalma çok sayıda Türkçe kelime yer almasına rağmen dili oldukça akıcı. Özellikle kitabın daha ilk sayfasının ilk paragrafında bolca bulunan eski Türkçe sözcüklerin gözümü korkuttuğunu söyleyebilirim fakat olay örgüsünün derinleşmesiyle romanın akıcılığı bariz bir şekilde fark edilebileceğini düşünüyorum. Şahsen kara mizah yönü de beni oldukça güldürdü ve bu ay geç tanıdığım için kendime kızdığım bu roman bana kendini iki kere okutturdu ve yazarın diğer kitaplarını da okumak için can atmamı sağladı.