Faulkner ile tanışmam “Ses ve Öfke” sayesinde olmuştu ama gönlümde taht kurması bu kitaba nasipmiş. Malum kendisinin kitapları zorlayıcı olarak bilinir. Ses ve Öfke’ye başlarken çekincem yoktu diyemem ama okuduktan sonra bahsedildiği kadar zorlanmadığımı fark etmiştim. Hatta o kitap son bölümlerinde normal roman akışına dönüşerek gayet rahat okunuyordu. Fakaat Abşalom Abşalom’da hiiiiç acımamış ve baştan sona yüksek dikkat ve odaklanma isteyen bir üslupla yazmış. Ve iyi ki de öyle yapmış çünkü sona vardığımda müthiş bir doyum verdi bana. Daha zorlayıcı ama kesinlikle daha sağlam bir roman.
Yine değişen anlatıcılarla birlikte yapboz parçalarını tamamlatıyor bize ama bu defa daha farklı bir tarzda. Öyle iyi kurgulamış ki anlamadığımı ya da kaçırdığımı düşündüğüm şeyleri kendine has tekrarlarının üstüne yeni bilgileri katarak kucağıma bıraktığını gördükçe çok keyif alarak ilerledim. İlerledikçe sebebini öğrendiğimi sandığım şeylerin aslında bambaşka nedenleri olduğunu görmek, “ne entrikalar dönüyormuş “ demek de çok hoşuma gitti. Irkçılık ve savaş kitabın ritmi içinde kendilerine ait yeri buluyorlar. Bu kitapta da enseste değinmiş. Bir yerden sonra kendisine anlatılan hikayeyi arkadaşı Shreve ile zihinlerinden tamamlamaya çalışan Quentin’e eşlik ederek yapbozu tamamlıyoruz. Bu yüzden tamamladığımızı sandığımız yapboz belki de bambaşka bir şekle sahip. Bizimle böyle binbir şekilde oynamasına bayıldım!
Ses ve Öfke’den baş karakter Quentin burada kahramanımız Sutpen’in arkadaşının torunu olarak hikayeyi aktaranlardan birisi. Bu detay da çok hoşuma gitti. Anlayacağınız ben kitabın ismiyle uyumu da dahil her şeyine bayıldım! Diğer eserlerinin bunu aşamayacağını düşünüyorum. Önünde saygıyla eğiliyorum…