Spoiler içerir.
Dostoyevski ruh dünyamıza sert bir şekilde iniyor bu kitapda ve bize kendimizi sorgulatıyor,aynı zamanda bir nebze de olsun kendimize getiriyor diyebilirim.Varoluşculuk felsefesinde güzel bir pencere açıyor bize yazar,yeraltı adamının kendi benlik mücadelesi,iç çatışması mükemmel bir şekilde kaleme alınmış.Çogu zaman inkar ettiğimiz kendi benliğimiz yazarın satırları arasında ortaya çıkıyor ve insanı kendi bilinçaltında bir yolculuğa çıkarıyor.
Dostoyevski'yi muadilerinden ayıran bir kitap olmuş.Kahramanımız uç noktalarına değinirken yaşadığı iç çatışması yazıları tersden gösteren bir ayna gibi bizlerede kendi tabiatımızı tersden gösterebiliyor.Kitabın sonlarına doğru şöyle seslenmiş bize yazar:"Nasıl yaşadığıma gelince, sizin kendi yaşamınızda yarıda bıraktığınız şeyleri ben sonuna kadar götürdüm. Üstelik sizler ödlekliğinizi ölçülü davranış sayarak kendi kendinizi aldatıp avunuyorsunuz."
Ben hasta bir adamım,kötü bir adamım. Suratsız bir adamım diye başlıyor kitap,kahramanımız yeraltı adamı gayetde kötü bir adam,üstelik iyileşmeyi reddeden bir hasta ve bunu ideolojik bir temele dayandırıyor,rasyonel bir düşünceyi kendi ideolojisine uymadığı için rahatlıkla reddedebiliyor ve aynı zamanda kendi kötü yanlarına rahatlıkla değinebiliyor.Kitabın kahramanının çektiği varoluş sancılarını ve bu sancıların zihninde çektirdiği derin acıları ve iç çatışmaları çok iyi yansıtmış bize dostoyevski.
Kendi dünyamızda aslında hepimiz bir yeraltı adamıyız,bu kitabı okuyanların şansı da bu farkındalığa varması olsa gerek.Maalesef toplumumuz iyilik,saflık,merhamet gibi zaten her insanda bulunması gereken erdemleri ulaşılması zor bir zirve kabul ederek bilinçlerini perdeledikeri dünyamızda dostoyevski'nin sert bir darbesi gibi bu kitabla karşılaşıyoruz.Varoluş felsefesi sert şekilde işlenmiş kitapda ama bellirli bir temele dayandırılmamış,ucu açık bırakılmış fikirlerde olmuş,dostoyevski'nin diğer eserlerini okuyanlar tam bir felsefi çıkarıma varabilir.Iyi okumalar.