İhsan Oktay Anar dan okuduğum bu ikinci kitaptır. tüm kitaplarını okumak istiyorum tabii sıra gelirse. postmodern bir anlatı iç içe geçmiş hikayelerle bezeli üst kurmacalı ve bol bol metinlerarasılık temalarıyla oldukça özgün bir eser. Etrafta çok konuşmayan yazarımız verimli bir yazar 1995 te puslu kıtalar atlası ile çıkış yapıyor ki o da müthiştir. Felsefe tabanlı bu eseri de tarihsel bir zeminde masal tadında bazen uydurduğu kelimelerle de güldüren harika bir yazım yapmış. Osmanlı döneminde 3. selim den padişah Abdülmecit e uzanan bir üç kuşak zamansalı vardır. Hatta şöyle de diyebilrizi Kırım savaşı arefesinden savaşın sonun da yapılan paris anlaşması dönemini kapsar. hikaye doğaya egemen olmak isteyen bunun sonucunda da tüm dünyaya yayılma sonsuzluğu isteyen bunun için savaş araçları üretmeye kendilerini veren bu ilme merak saran adamların iktidar hırslarının onları ne hale getirdiklerini anlatıyor. Yafes çelebi, Kara calud ve üzeyir, bu adamların bu yaratma mücadeleleri aslında kendi nefisleriyle olan kendileriyle olan ilişkileridir. başka karakterlerde vardır hikayenini en eziyet göreni Uzun İhsan efendi nin oğlu Davut tur, yafes çelebi ihtira beratını alamayacağını öğrenince u.ihsan efendiden bu küçük oğlan çocuğunu kaçırır ve yıllarca da eziyet eder daha sonra da kara calut tarafından aynı eziyete maruz kalır. yafes çelebinin eziyet etmesinin nedeni demiri bile şekil ondan kanatlı kuşlar yapabilen çeşitli güzellikte hayvan figrleri yapabilmesindendir. kendisi savaş aracları yapabilmek için günlerce demiri dövmekten mütevellit bu sebeple kıskançlığından eziyet yapmaktadır. bir balka hırsı daha vardır padişah tarafından görülmek onay takdir toplamaktır en sonunda da bunları ben icat ettim deyip sonsuz olmak istemesiyle de bugünkü anlamıyla ihtira beratı almak tır amacı fakat alamamıştır bu da onun sınavı olmuştur. burada her türlü rüşvet ve bürokrasinin ağırlığına da vurgu yapılmıştır. ikinci mucit kara calut kitabın en sürükleyici kısmıdır. çünkü burada ki doğaya egemen olma isteği mucitin cinsel iktidarıyla yaşadığı sonsuz olma anlayışında yatan hastalıklı düşünceden kaynaklanan bir sorunsal vardır. sekiz eşi vardır ve cinsel gücü oldukça yerinde olsa da bir türlü çocuğu olmaz 77 tane ölü bebek doğar oysa o çocuklara hiyel ilmini öğret,p silahla üretip dünyaya bir sürü mühendi hendese hiyel ilmyle uğraşan küçük calutlar saçacaktı olmadı. bir tek son mucit devri daim makinasının sırrını çözebiliyor bir noktanın göz ile kör olmadaki o ehemmiyetli noktanın ne olduğunu bulup sırra eriyor fakat önce kendi benliğini korkularını yıkıyor ve ürettiğimiz savaş araçları bir canavar ama biz onun içinde değil canavar bizim içimizde diyerekten kibrini yeniyor ve tasavvufa bağlanıp yaratılanların sevgiyle ihtiras tüketen hırslarla olmasa daha güzel olur noktasına getiriyor. tahayyül meselesi var noktalı noktasız hiyelkar da hayalkarda tahayyül eder ama biri taklit biri kopya işte realistler bu akımla yazanlarda kopyadır onların ki der bu yazanlarıda sevmiyor bizim yazarımız taklit öylemi olan şeyden hayatın kendisini zaten bir mucize olanından görüp ondan öteye taşıma asl olan budur demiştir bizim özgün yazarımız. konuşulacak söylenşilecek çok şey var kitapla ilgili çünkü katmanlı bir kitap. kesinlikle tavsiyemdir. sevgilerimle,,