Puan vermedi·304 syf.····Okunma: 16 Kasım 2021 03:47 Kitap ilk başta çok kısa Süreyya adında bir kadının iftirayla fahişe damgasını yemesiyle başlıyor.Kendisinin abisi,babası birde yetim bir çocuğu var. Çevresindeki kişilerden hakaret ve iftira görmesi ile devam ediyor.
Kitabın devamında Melkon diye bir ihtiyarın komşusuna kötü söz ve iftira attığı için içeride yatmasını konu alıyor.Asıl olay Melkonun, Esrar içicisi ve satıcı olan Hasan’la tavla oyunu oynarken konuşmasıdır. Hasan görgüsüz,ahlaksız ve bir o kadar da vicdansız birisidir.Melkon ise duygusal ve gururlu bir yapıya sahiptir. Her ne kadar Hasan’ın ne mal olduğunu bilsede koğuştakilerin ısrarıyla oyun oynar ve her seferinde ortalık kızışır. Bu kızışmada mapustakilere eğlence çıkar ve adeta orta oyunu izler gibi tüm koğuş onları izler. En son oyunlarında Hasan, Melkon’un üzerine çok gider. Melkon baba ilk başta dayanmaya çalışır fakat Hasan çok fazla üsteleyince dayanamaz o da açardı ağzın. Ama işin sonunda Hasanın utanması olmadığından hep bel altından vurur ve ailesine,namusuna laf eder.Ve Melkon ağlayarak oyundan ayrılır. O sırada mahkumlar onu yatıştırmaya çalışırken o da intikam duygusuyla Hasan’a ağır laflar eder. Bu sefer Hasan duymamazlıktan gelir ve araya koğuştaki Subay girer, olay küslük ile öyle biter. En son Melkon Dayı tahliye olduğu gün herkesle vedalaşırken Hasanı görür ve ona oğlum seni de severim ama gevezesin şu ağzını tut biraz deyip helallik isteyip mapushaneden ayrılır.
Daha sonraki hikayelerde aynı cezaevindeki hastanede geçer. İki farklı kişi vardır. Biri Çoban isimli bir genç, o yaşlarda esrar içtiği için mahkum olur.Fakat derdi çok hasta olması idi. Doktor çok iyi beslenirse ancak düzelebileceğini anlatıyor, yetmiyor müdürlüğe dilekçe yazıp pirzola yemesi gerektiğini vurguluyordu. Fakir Çoban ise aylarca bu ümit ile yanıp tutuşurken, gözleri daima doktora bakar ve pirzoladan haber varmı diyerek mahçup olurdu.Ama Çoban kimsenin umrunda değildi.Açlıktan kıvranan ve iğne yemekten perişan vaziyette olan Çoban, aynı zamanda ağır bir aile hasreti çekmektedir.Ah anam olaydı da bana ne güzel bakardı, en iyi etlerden yedirdi deyip iç çeker, fakat hüzünlenmeye dahi dermanı olmazdı.Durumu gittikçe kötüye giden çoban üç diş pirzoladan ümidini kestiği bir sabahta Tüberküloz hastalığından vefat eder.Ve ağzından üç damla kan gelir.Bunu gören doktor ise Çobana hüzünle bakarak, “Sen bize verecek üç damla kan bulabildin de biz sana üç kemik pirzola veremedik” der.
Diğeri ise Elmas, işi at arabası ile yük taşımak olan birisidir. Küçücük, sevimli bir kızı birde karısı Hanife vardır. Zorlu bir işi olmasına rağmen mutlu bir ailesi ve onu çok seven bir eşi vardır. Eşi Hanife ile birbirine güzel sözler söyleyip, birbirlerini her zaman sevgiye boğarken birden büyük bir problemle karşı karşıya geliyorlar. Bu sıkıntı ise Hanifenin başka birisini sevmesi ile başlıyor. İlk başlarda Elmas’a fark ettirmeden onu aldatan ve başka biriyle beraber olan Hanife bu hareketini devam ettirir ve haliyle etraftan söylentiler çıkmaya başlar. Yavaş yavaş olayın farkına varan Elmas ilk başta duymazdan gelir. Fakat bu hareketine devam ettiği için Hanifeye ilk başlarda güzel yaklaşıp anlatmaya ve insanların içinde nasıl küçük düştüğünü anlatıp onu nasıl sevdiğini anlatıyor fakat Hanife ona cevap olarak onu aslında hiç sevmediğini,yaşadığı her şeyin yalan olduğunu itiraf etmiştir. Hanife yine bu hareketinde devam ederken Elmas onu sert dile uyarmaya başlamış ve onu ölümle tehdit etmiş fakat küçük kızları arada olduğu için birşey yapamayacağını en çok o biliyordu.Elmas ne kadar eve erken gelse onları yakalayamıyor ve Hanife’ye yalvarmaktan, yapma etme, sevgimize ihanet etme demekten perişan olmuştur. En sonunda insanların baskısından ve gururun dayanamamasından karısını iş çıkışı, kızına rağmen baltayla kafasına geçirdiği darbeyle öldürüyor ve yanına yatıp öldürdüğü karısının bedenine sarılıp teslim olmayı bekliyor.
Bir diğer hikâye ise Simitçi Emin'in hikayesi ; yemek yaparken tencerenin altına tuğla koymak isterken elinden düşürdüğü ve baş gardiyanın hemen yanına düşürmesi ile başlıyor. Bunun üzerine hiç sorgulamadan ağır bir şekilde dayak yer. Gardiyanlar öldüresiye döver ve asla acımazlar.Bunun üzerine biraz vakit geçtikten, Simitçi Emin kendine gelmeye başladıktan sonra Tokatlı Ali denilen koğuştaki Ağa'nın yancısı, gariban Emin'in ekmeğine el koyar ve her gün az miktarda hakkı olan ekmeğini ne yapsa ne etse alamaz. Ekmeğine el konulduğu için açlıktan ölme derecesine gelir. Aklına başka çare gelemeyen Emin, Cezaevi müdürüne halini bildirir fakat müdürde onu alaya alır ve koğuş ağasına teslim eder. Koğuş ağası da Emine sopa çekip kendi haline bırakır. Emin açlığın vermiş olduğu o acı ile ekmeğine el koyan Ali'ye kinlenmiştir. İçinde iyicie kurulan Emin, açlıktan öleceğim, en azından gururlu öleyim diyerek yarın sabah ekmek dağıtımında son kez ekmek ister fakat Ali yine elinden ekmeğini alınca dayanamaz ve plan yapıp onu boğazından şişler. Bu durumda başının yanmaması için müdür ile koğuş ağası iş birliği yapıp Emin'i kaçarken düştüğü yerde şişletirler ve ikisininde öldürüp başlarına dert almaktan kurtulurlar.
Son hikâye olarak "Tatar Ramazan" kısmı ise bulunduğu cezaevlerinde zalimlere, hak yiyenlere, garibanı ezenlere karşı çıktığı için üç defa sürgün yiyen bir delikanlı mahkumun hikayesidir.Son sürgün yerine kendisinden önce namı gitmiştir. Gittikten biraz sonra tüm mahkumların sevdiği ve hürmet gösterdiği biri haline gelmiştir. Fakat ilk baştan beri bu durumdan rahatsız olan, içinden yakın arkadaşlarıyla planlar yapan koğuşun ağası Abdurrahman Çavuş vardır. Rahatsız olmasının sebebi ise elbette bellidir. Tatar Ramazan geldiğinden beri doğru düzgün kumar oynatamaz, haraç alamaz ve garibanı ezemez olmuştu. Hal durum böyle olunca plan yapıp Tatar'a güzel yaklaşmış fakat işe yaramayınca karşında durmaya başlamıştı.Ramazan ilk başlarda başına bela almamak için sessiz kalsa da Abdurrahman Çavuş'un Ramazan'a gövde gösterisi yapacağım diye garibanı ezmesi gururuna dokunmuştu.Yine öyle bir sabah Tatar Ramazan koğuşta güvendiği Kirmastılı dan sağlam bir bıçak istemiş ve Çavuşun karşısına çıkacağını söylemiştir.Sabahın ilk ışıklarında çavuşa yanaşıp arkasından bağırarak çek bıçağını Çavuş, ben korktu arkadan dolandı dedirtmem, davran bıçağına diyerek düelloyu başlatmıştı. Fakat olayın buraya kadar geleceğini düşünmeyen ve ölümle bu kadar yüz yüze gelen Çavuş korkudan ne yapacağını bilemez ve bıçağını çekmeye dahi korkar.Tatar Ramazan ise bıçaksız zavallıyı öldürmeyeceğini nara atarak iki el yaralamak için bıçak saplar. Ve naralar atarak cezaevindeki tüm haksızlıkları müdürün yüzüne çıkar. Garibanın hakkını kollar ve bu yaptığının bu zulüm devam ederse sadece bir başlangıç olacağını ifade eder. Böylece mahpushane düzelir, kumar oynanmaz, hak yenmez, gariban edilmez bir yere dönüşür. Çavuşa gelince ifadesinde Ramazan dan şikayetçi olmadığını her suçun onda olduğunu ve her şeyi gurur uğruna yaptığını kabul eder.Ve Ramazan az bir ceza ile devam eder mahkumluğuna. Böylece Kirmastılı nın tahliye gününde büyük bir ziyafet verilir. Ramazan Çavuşu da yemeğe davet eder ve ona yaşadığımız olaylar geride kaldı, artık ileriye bakmak gerek.Ben meydanda seninle vuruştum oldu bitti.O defterleri kapattık.Eger gururun kaldıysa al bu bıçağı akıt benimde kanımı rahat et dedi.Bunun üzerine Çavuş ağlayarak "Kardeşimsin Ramazan.Sana karşı mahcubum, çok şeyler gördüm mahpusta ama senin gibi jandarmaya söz geçireni görmedim.Efemsin." dedi ve hikâye orada bitti.
• Kitapta geçen hikayeler/öyküler size neler kattı?
Kitabı raporlayacağımı bildiğim için uzun sürede sindire sindire okudum.Bu sebepten dolayı kendime çok şey kattığımı düşünüyorum.Öncelikle bir insanın mahkum dahi olsa bir cinayet dahi işlemiş olsa vicdanının belkide ölmediğini, hayatta cinayet işleyenler gibi, yoksulun bir parça ekmeğine göz dikip boynunu eğdirecek kişilerin daha vicdansız olabileceğini, Hayatta belkide en sevdiğiniz kişi ile imtihan olabilme ihtimalini. Daha da zoru bu kişinin eşinin olabileceği, bu hayatta ne kadar zor durumda olursak olalım bizden daha kötü durumda olanların bulunabileceğini ve belkide bizdeki derdi nimet sayanların olabileceğini öğrendim.Dahası bazı kötülük ve zorbalıkların kaldırılması için illa birinin kendini ortaya atması yerine düzeni en başta toplaması gerekliliğini, illa bir kurban verilmemesini, ne kadar masum olursan ol suçsuzluğunu ispat edemezsen yine suçlu damgası yiyeceğini ve bazen yenilen dayağın gururunu hissetmeyip, elindeki bir parça ekmeğe göz dikildiğinde gururunun parçalara bölünebildiğini öğrendim...
• Kitaptaki karakterlerden hangisi hoşunuza gitti ya da rahatsız etti? Neden?
Kitap da en çok hoşuma giden karakter barizdir ki “Tatar Ramazan” karakteridir.Çünkü bir insan ne kadar güçlü olursa olsun, ne kadar bilgili, ne kadar görmüş geçirmiş hatta ve hatta maddi durumu ne kadar iyi olursa olsun, garibanı ezmemeli, büyük balık küçük balığı yutar kaidesini benimsememeli. İnsana insan olduğu için değer verip, haktan yana olmayı ve vicdanın en yüksek tartılardan biri olduğunu öğreten ve bunların aksini yerine getirenlere korkmadan hakikatı anlatan ,karşısında duran bir öğretmen gibidir.
En çok rahatsız eden karakterlerden birisi ise “Tokatlı Ali” dir. Her ne olursa olsun açlık uğrunda ölüm ile burun buruna gelmiş bir insanın yinede ekmeğine el koymak kaçıncı seviye vicdansızlıktır gönlüm tartamıyor.
• Betimlenen mekanlarda yaşamak ister miydiniz? Neden?
Kitabın tümü cezaevinde geçiyor hal böyle iken normal hayatta bile özgürlüğümüze bu kadar düşkün iken elbette ki yaşamak istemezdim.Oradaki yoksulluğu, zorluğu kaldırabilirmiyim sanmıyorum.Özellikle betimlenen mekanlardaki ağa-köle ilişkisi mahpusluk yatanların cezasını ikiye katlıyor dur. Zaman bir şekilde geçer fakat üzerimizde hissettiğimiz o manevi yük zehirler insanı.
• Okuduğunuz kitapta sizi etkileyen betimleme nedir?
En fazla etkilendiğim betimleme, beni orada gibi hissettirdi. O sahne ise Elmasın Hanifeyi öldürdüğü sahnedir. Çünkü dünyalar kadar sevdiği eşini ne yaptıysa o yoldan döndürememiş. Ve öldürmeye baş ucuna geldiğinde ses çıkarmamak, eğer uyanırda yalvarırsa bir kelimesine kalmadan affederim de öldürme teşebbüsü boşuna gider diyen Elmasın duyguları ve o anları beni çok etkiledi.Sevgisini yine de içine sığdıramayıp öldürdükten sonra başsız vücuduna sarılması ve onu hala ilk günkü gibi sevmesi, sevgi kelimesinin hangi çıtalara çıkabileceğini hatırlattı.
• Seçtiğiniz karakterlerden herhangi birisinin yerinde olsaydınız içine bulunduğu duruma karşı nasıl davranırdınız?
Ben Melkon Dayı’nın yerinde olsaydım bana hakaret eden, benimle dalga geçen, insan yerine koymayıp namusuma laf eden insanlarla bırakın oyun oynamayı muhatap dahi olmazdım. Çünkü bu dünya da acımasızlar, vicdansızlar bitmeyecek, çocuk-yaşlı demeden pervasızca konuşacaklar. Bize düşen ise elalem ne der kavramını hayatımızdan çıkarmaktır.
Son olarak kitap ile düşüncelerim ;
Kitabın ismi “Tatar Ramazan” olsa da kitapta o kısma bırakılan kısım genel hikayelere göre çok az yer kaplıyor. Kitabı okurken her bölümde Tatar Ramazan ne zaman gelecek? Hangi bölümde hikayeye eklenecek diye merak ettim.Böyle böyle giderken son hikayenin o kısma ait olduğunu öğrendim.
Kitap ilk başta sıkıcı ilerlesede yavaş yavaş okuyucuyu o atmosferin içine sokmayı başarıyor.Ve bu sayede kitap ister istemez sürükleyici oluyor.En önemli olan kaide de budur zaten. Kitabı okurken kendini orada hissetmek ve karakterlerin yaşadığı hissiyatı kendinde de hissetmek.
Betimlemeler ile okuyucuyu cezaevinde mahkum gibi hissettiren, neredeyse her hikayesinin altında sağlam manalar bulunan, asıl zalimleri göz önüne çıkaran, ne kadar dertli olursan ol senden daha kötü durumda olan kişileri bulabileceğini öğreten, fukara ve yoksulları ezmeden de hayatın devam edebileceğini bizlere gösteren, Kibrin ve gururun insana ne kadar kötü işler yaptırabileceğini okuyucuya hissettirerek veren hüzünlü ve bir o kadarda sürükleyici bir eser...