·224 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Aralık 2022 08:31 Michel Houllebecq’in okuduğum ilk romanı olan İtaat özellikle Fransız sağcılarını rahatsız eden bir distopya romanı. Sadece Fransız sağcıları için bir distopya diye belirttim zira kitabın hiçbir yerinde İslamiyet’in Fransa’ya egemen olması bir kâbus senaryosu olarak anlatılmıyor. Aksine sokaklarda suç oranı düşüyor, Arap sermayesinin Fransa’ya yağması sebebiyle ekonomik refah düzeyi artıyor.
Kitabın bir distopya kitabı gibi hissettirmemesinin bir başka sebebi de, kitabın çok gerçekçi olması. Olabilecekleri değil olacakları yazmış resmen. Adeta Avrupa geleceğinin tarihi diyebilirim. Yazar çok dolu, bilgi birikimi olan biri. Özellikle sosyoloji ve politika üzerine. Kitabını yazarken de bu bilgilerini sıklıkla serpiştirmiş.
Roman bir edebiyat akademisyeni olan François etrafında gelişmekte. François bir Huysman uzmanı ve Huysman kitap boyunca bize arkadaşlık ediyor diyebilirim. François alacağı her kararda ya da başına gelen herhangi bir durumda Huysman ne yaptı ya da ne yapardı diye düşünüyor. Bir yol arkadaşı, bir öncü olarak görüyor onu. Klasik bir Avrupalı yalnızlığı yaşamaktadır François. Aile bağları neredeyse yoktur. Az sayıda arkadaşı ve kendinden oldukça genç bir sevgilisi vardır. Sıradan hayatı Müslüman Kardeşlerin adayı Mohammed Ben Abes’in başka seçilmesiyle bir anda değişir. Politikaya bir ilgisi olmayan François artık her platformda politika konuşmak, fikir edinmek istemektedir. Zira asla olmayacak olan olmuş, İslamiyet Fransada iktidara gelmiştir. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. İlk değişim sosyal hayatta başlar. Artık kadınlar açık giyinmeyi bırakmıştır. Tamamı tesettüre girmese bile giyimlerinde artık daha dikkatlidirler. Toplum hayatından özellikle akademik hayattan çekilmeye zorlanmışlardır.
Peki Avrupa bu hale nasıl gelmişti. Öncelikle şunu ifade etmek gerek: Avrupa’nın bir gün şeriat ile yönetilmesi bir kurgu değil, yadsınmayacak bir olasılıktır. Kontrolsüz göç önce demografiyi sonra da sistemi değiştirmektedir. Ayrıca Avrupa’da hâkim olan liberal bireyselcilik önce aile yapısını yok etmiş, kurulamaya aileler ya da çabuk dağılan aileler sebebiyle orijinal Avrupalı nüfusu düşmüş onun yerine hala ataerkil düzlemde bulunan ve aile yapısını koruyup çoğalan Müslümanlar çoğunluğu ele geçirmeye başlamıştır. Eski bir Hristiyan olup sonradan Müslümanlığa geçen Rediger’in İslamiyet ve Hristiyanlık karşılaştırması kitabın en ilgi çekici kısımlarını oluşturmakta. Rasyonalismin gelişmesiyle Hristiyanlığın gücünü yitirdiği kesin bir itaat isteyen İslamiyetin ise gücünden hiçbir şey kaybetmediği yönündeki fikirler okunmaya değer satırlar.
Kitap başarılı bir kitap olmasına rağmen bazı kısımlar eksik kalmış. Mesela Vatikan’ın bu duruma tepkisinden hiç bahsedilmemiş. Ya da özgürlüklerini ve haklarını büyük ölçüde yitirmiş olan kadınların bu duruma tepkileri yine kitabın içeriğinde bulunmuyor.
Yukarıda da belirttiğim gibi İslamiyet’in iktidara gelişi bir kabus senaryosu olarak görülmemiş romanda. Bu durum Fransız sağcılarını çileden çıkarmıştır muhakkak. Bu anlamda provokatif bir eser diyebilirim.
Sonuç olarak 2022 yılı içinde okuduğum en iyi kitaplardan biri. Politik kurgular hoşunuza gidiyorsa muhakkak okuyun derim. Bundan sonra Houllebecq’i daha yakından takip edeceğim. Eminim yazarın diğer eserleri de okunmaya değer.