Sürüünüyorumm
Puan vermedi·306 syf.··
2022 22. kitabı
İçimizdeki yabancı kimdir? Yitirdiğimiz ve yaşamımız boyunca kendi yöntemlerimizce onu özlediğimiz en kendimize özgü yanımızdır. Bu kendine özgü yanımız reddedilmeye ve baskıya uğramıştır. Neden hala içimizdedir ve neden hala yabancıdır ve dışa yönelttiğimiz nefretle bi ilişkisi var mıdır? İnsanın kendi bastırılmış yanına nefret duymasını bilmem mümkün görür müsünüz ama Arno Gruen böyle olduğunu söylüyor ve bu kendi içimizdeki yanı kimde görürsek ona karşı nefret ve aşağılamanın ortaya çıkabildiğini söylüyor. Bize kendi içimizdeki susturulmuş yanımızı hatırlatan birinin bizde nefret duygusunu açığa çıkartacağını anlatıyor. En temelde bu aile içindeki otorite ile başlayıp, toplumsal otoriteye kadar genişleyen bir yelpazede nefretin ve şiddetin kaynağı oluyor. Otoritenin gücünü eline almış kişi kimde canlılık ve özgünlük görürse onu sakat bırakmak istiyor. (Açıkçası bu ve benzeri düşünceleri okuyunca büyük bir gerilim yükleniyorum. Bir korku masalı gibi.) Ama Arno’ya göre bir de işin daha ileri boyutu var ki şöyle: Kurbanlar, kendilerini yoldan çıkaranların safına geçerler. Ki kurban dediklerinin hepsi aslında çocukluk çağında başlayan ruhu sakat bırakan bi dönemden geçerken kurban olanlar ve maalesef ailelerine muhtaç olduklarından, onlardan korktuklarından ve ailelerini sevmeye de, ailelerinin de onları sevdiğine inanmaya neredeyse mecbur olanlar, çocuklar. Çocuklar ben kurban edildim diyemedikleri için bu acıyı yadsımak durumunda kalırlar diyor. Ve bunun sonucu olarak da başkalarını kurban etme döngüsünğ devam ettirirler. Çünkü bir iç bütünlük geliştirememişlerdir, kimlik duyguları yoktur bu yüzden o korku verici otoritenin baskın özelliği ile özdeşleşirler. Kimlikleri dağılma tehlikesiyle birliktedir her an. Bu yüzden nefretin alevi hiç sönmez. Çocuklukta uğranılan istismarı seslendiremeyen hatta adını da koyamayan bir çocuğun yapacağı kaç şey vardır ki düşününce? Bir acı duyar, içinde büyük bir rahatsızlık yaşar buna rağmen yine de kendine bu sorunu yaşatanla arasındaki bağa tutunmayı yeğler. Bunu tıpkı bir ülkenin sömürülen vatandaşları gibi de düşünebiliriz. İtiraf edilemeyen hatalarle örülmüş bir maske diyebilirim bu durumu tasvir etmek için. Kişi aynaya baktığında kendi yüzünü göremiyor ama her aynaya bakışında o maskeye inancını bir adım daha yaklaştırıyor. Kurtuluşu kendine eziyet edende aramaya yönelten o itki… Temel olarak öne sürdüğü insanın kendi acısından uzaklaştıkça sadistleştiği. Anne babalarınızı iyi ve kötü tarafları olan gerçek kişiler olarak tanımlayabiliyor, idealleştirmiyorsanız, hatalarına daha objektif bakabilir ve bunu basitçe ifade edebilirseniz ne ala. Kitaptaki sorgulamamız gereken bi kaç şeyi yazalım. Muhtaç olduğumuz, (cezayı başkalarına kesmeye)mahkum olduğumuz, kurban olduğumuz, istismara uğradığımız doğru mu, gerçek mi? Mağduriyetin içinde debelenmek de var işin diğer tarafında. Yazarın dönemin almanyasından ve siyasi koşullarından ne derece etkilendiği ve bunu bir sorun olarak ele alıp değerlendirdiği çok belirgin. Aile dinamikleriyle toplum dinamikleri arasındaki benzerliklerin her detaylı değerlendirilişinde şaşıyorum. Yazar alanında öncü müydü bilemiyorum. Bu benim için bir kriter. Kitapta her iddia edilenin sistemli ve altı doldurulacak şekilde açıklanmaması neden sonuç ilişkisine bağlanmaması veya ispatlanmaması, durumların istisnaları veya zıt uçlarının değerlendirilmemesi durumu var. Bunun yanında örnek zengini bi kitap.
İnsan ve Toplum
İçimizdeki YabancıArno Gruen · Çitlembik Yayınları · 2016165 okunma
·
230 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.