İçimizde öylece kalmış birçok duyguyu, söyleyemediğimiz onca sözü, göremediğimiz renkleri, duyamadığımız sesleri barındıran naif bir kitap. Yazarın ifadesiyle söylemek gerekirse “Toprak gibi bir kadının hikayesi.”
Bir öğretmen olarak meslektaşlarımın edebiyatla olan ilgisi ve alana olan katkıları beni hep mutlu etmiş ve gururlandırmıştır. Suzan’ın yazarı da bir öğretmen. İlk yapıtı olan bu eserde gönüllerimize dokunmayı bizi düşündürmeyi başarıyor.
Çok güzel başlayan bir evlilikte işlerin bir anda tersinde dönmesiyle ortaya çıkan olaylar ve tüm bu olaylara karşı mücadele eden bir kadın…
Karakter tahlilleri etkileyici, kişi ve mekan tasvirleri son derece gerçekçi.
Benim kitapla ilgili en çok hoşuma gidenin ne olduğunu sorarsanız yazarın üslubu. Gayet sade bir dil ve akıcı bir anlatımı var. Bizi zorlamadan sıkmadan anlatımın atmosferine ters düşecek zorlama sözcükler kullanmadan birisiyle sohbet eder gibi…
Bu henüz ilk kitap ilk heyecan. Bu haliyle umut vadeden bir çalışma. Edebiyat dünyamızda okunur olabilmek, rağbet görebilmek ve daha geniş kitlelere hitap edebilmek için etkili bir kalem yeterli değil maalesef. Tekelleşmenin iyiden iyiye arttığı, bir yerlere gelebilmenin bir gölgeye sığınmaktan yahut kalemine belli bir rota belirleyip bir yerlere hizmet edebilmekten geçtiği bir yazın atmosferinde böyle etkili kalemlerin kendilerini göstermeye başlamasından mutluluk duyuyorum. Kuru gürültüden, popülizmin şekillendirdiği bir kafa yapısından, günü kurtarmak İçin güne uygun söylenen birkaç saçma sözden oluşan “meşhur yazarların” “Meşhur kitaplarından” sıkılmaya başlamıştık…
Hak ettiğin değeri görmen, göremesen de vazgeçmemen dileğiyle Kübra Öner Hocam. Suzan